Uzmanından Çene Kayması ve Tedavisi

En ağrılı ağız ve diş problemleri arasında sayılan çene kayması, meydana geldiği andan itibaren hastaya rahatsızlık veren ve bir an önce tedavi edilmesi gereken bir çene problemidir. Çoğunlukla çene cerrahisi yöntemleri ile tedavi edilen çene kayması, pek çok farklı sebepten ötürü meydana gelebilmekte ve zamanında tedavi edilmediği takdirde daha büyük sağlık sorunlarına yol açabilmektedir. Çene kayması nedir, neden oluşur, tedavi yöntemleri nelerdir ve çene kayması tedavisi sonrası nelere dikkat edilmelidir, hepsi çene kayması ile ilgili en güncel bilgilere sahip bu rehberimizde sizleri bekliyor.

Çene Kayması Nedir?

Çene kayması, çenenin kafatasına bağlı olduğu iki eklemden birinin ya da ikisinin birden normal pozisyonundan ayrılması ile meydana gelen bir durumdur. Çeneyi kafatasına bağlı tutan, biri sağda biri de solda olmak üzere iki adet eklem vardır. Bu eklemler, yazımızın ilerleyen kısımlarında değineceğimiz çeşitli sebeplerden ötürü oynayabilmektedir. Eklemlerin olağan konumlarından farklı yönlere ilerlemesi durumunda ortaya çene kayması meydana gelir. Tanımından da anlaşılacağı üzere çene kayması, hasta için oldukça sancılı ve ağrılı bir sürecin başlangıcını ifade eder. Konuşma zorluğu, öne çıkan ya da geriye itilen bir çene, şiddetli çene ağrısı, ağzın tam kapanamaması ve nefes darlığı gibi yan etkileri bulunan çene kayması, mümkün olan en kısa sürede tedavi gerektiren bir sağlık sorunudur. Çene kayması ve çene cerrahi, el ele giden kavramlar olmakla birlikte çene düşmesi ya da çene kayması şüphesi bulunan bir hasta, çene ortopedisi ya da diş cerrahisi bölümlerine başvurmayı tercih etmelidir.

Çene Kayması Neden Meydana Gelir?

Çene kayması probleminin meydana gelmesini tetikleyen pek çok farklı faktörle karşılaşmak mümkündür. Özellikle çene anatomisi ile birebir alakalı olan çene kayması, göz ardı edilen ya da yeterince önem verilmeyen nedenlerden dolayı oluşabilmektedir. İşte çene kaymasının en yaygın sebeplerinden bazıları:

Ağzı çok geniş açmak:Çene eklemlerinin oturduğu yuvalar, çeneye sınırlı bir hareket alanı sağlar. Bu eklemlerin oluşturduğu sınırlar içerisinde kişi, ağızını açma ve kapama yetilerine sahiptir. Bununla birlikte ağzın normalden daha geniş açılması ve bunun sürekli olarak, düzenli bir şekilde yapılması, uzun vadede çene kaymasına sebebiyet verebilir. Esnemek, yemek yerken büyük lokma almaya çalışmak (özellikle sandviç ya da hamburger gibi yiyeceklerde), kusmak, genel anestezi almak, çokça diş tedavisi görmek ya da hastalık nöbetleri geçirmek, bilinçli ya da bilinçsiz olarak ağzın gereğinden geniş açılmasına yol açan durumların başında gelir.

Çeneye alınan darbe ve yaralar:Çeneye yüksek baskı uygulanması ya da çene eklem bölgesine darbe almak, çene kemiğinin eklemlerinden ayrılmasına neden olabilir. Bu gibi durumlarda çene ile eklem birbirinden ayrılır ve çene kaymaya başlar. Özellikle spor yaralanmalarında meydana gelebilen yumruk darbeleri ya da iş yerinde oluşan istenmeyen iş kazaları, böyle bir sonuca yol açabilmektedir.

Diş ve dişeti problemleri:Sağlıksız bir ağız yapısı, uzun vadede çenenin kaymasına yol açabilir. Eksik dişler, gerektiği gibi kapanmamış boşluklar ya da yıpranmış bir ağız yapısı, yanlış noktalarda uzun süre baskı yaratarak çene kaymasına neden teşkil edebilir.

Eklem & kas sorunları:Genetik olarak bakıldığında bazı insanların çene eklemlerinde doğuştan kaymalar olabilmektedir. Eklem oyuğunun yeterli düzeyde derin olmaması, bu genetik problemlerin kaynak sebepleri arasında sayılır. Her ne kadar doğuştan ve kalıtsal bir durum olsa da, bu sebepten ötürü oluşan çene kayması da vakit kaybetmeden çene cerrahisi yöntemleri ile tedavi edilmelidir.

Çene Kaymasının Belirtileri Nelerdir?

İlk aşamalarında olan bir çene kayması, her zaman tespit edilmesi kolay olan bir sorun değildir. Bununla birlikte ilerleyen çene kayması durumlarında bazı belirleyici semptomları tespit etmek mümkün olmaktadır. En yaygın olarak görülen çene kayması belirtileri şunlardır:Ü

– Konuşmada zorlanma
– Ağzın tam kapanmaması
– Alt ve üst dişlerin birbirine her zamanki gibi oturmaması
– Çenenin öne doğru çıkıntı yapması, öne çıkması
– Çene ağrısı
– Çene hareket ettikçe şiddetlenen, kulağın hemen ön kısmında hissedilen ağrı ve sancı
– Nefes alma sorunları, nefes darlığı

Bu belirtilerden en az birini ya da aynı anda birden fazlasını tespit eden bir kişi, hiç vakit kaybetmeden bir doktora görünmeli ve tam çene kayması teşhisinin konmasını sağlamalıdır.

Çene Kayması Tedavisi Nedir?

Çene kayması tedavisi dendiğinde birden fazla alternatif kaşımıza çıkmaktadır. Çene kayması ameliyat ve operasyon ile geçirebileceği gibi cerrahi müdahale gerektirmeyen farklı yöntemlerle de giderilebilir. İşte çene kaymasına dair en yaygın olarak bilinen ve kullanılan tedavi yöntemleri:

Elle Oturtma:Çene kayması tedavisinde elle oturtma yönteminde diş hekimi, tamamen el marifetine güvenir. Bu yöntemde kayan çenenin ani ve becerikli bir el hareketi ile yeniden yerine oturtulması amaçlanır. İşe yaraması durumunda bu işlemden sonra herhangi bir çene cerrahisi işlemi gerekmez. Çenenin yerine rahatça oturabilmesi ve hastanın işlem sırasında herhangi bir acı hissetmemesi için anestezi kullanımına başvurulabilir.

Barton Sargısı:Barton sargısı yönteminde çene, önce olması gereken yerine oturtulur, ardından da hareketinin kısıtlanması için Barton sargısı denen bir sargı aparatı ile sarılır. Başın üzerinden ve enseden tam tur dönerek bağlanan bezler, çeneyi destekleyecek şekilde sabitlendikten sonra belirli bir süre hastanın kafasında kalır. Yeterli vakit geçtikten sonra çenedeki kayma iyileştirilmiş ve çenenin tekrar kayması da böylece önlenmiş olur.

Cerrahi Müdahale:Bu iki yöntemin yaramadığı durumlarda ise çene kayması ameliyatına başvurulmaktadır. Çene cerrahisi yöntemi, özellikle kısa dönem içerisinde birden fazla çene kayması yaşayan ve bu sorundan sürekli olarak mustarip olarak kişilere tavsiye edilmektedir. Çene kaymasının giderilmesi için yapılan ameliyatlarda standart bir cerrahi yöntem olduğunu söylemek mümkün değildir; çenenin yapısı, kayma oranı ve sorunun kaynağı gibi temel faktörlere bağlı olarak operasyon esnasında farklı cerrahi yöntemler kullanılabilmektedir. Ameliyattaki temel amaç ise çene ekleminde bulunan ve ligament denen bağ dokularının yerine oturtularak sağlamlaştırılmasıdır.

Çene Kayması Esnasında Nelere Dikkat Etmeli?

Eğer çene kaymasından şikayet ediyorsanız ya da etrafından çene kayması problemi ile karşı karşıya olan bir tanıdığınız varsa, bu hususlara dikkat etmek gerekiyor:

Çene kayması yaşayan kişi bolca dinlenmeli, tedavisi gerçekleşene kadar ağzını fazla açmamalıdır.

Yemek yerken ufak lokmalarla yiyeceklerini tüketmeli, olabildiğince yumuşak kıvamlı gıdaları tercih etmelidir. Bebek maması, muz, puding, yoğurt ya da çorba gibi yumuşak tüketimi olan gıdaların tercih edilmesi, durumun ilerlemesini önleyecektir.

Esneme esnasında çene daha da fazla açılacağı için esnerken alt çene yumruk ile desteklenmelidir. Bu sayede ağzın gereğinden fazla açılması engellenmiş olur.

Çene ve çene bölgesinde ağrıların giderilmesi ve bölgedeki rahatsızlığın olabildiğince azaltılması için buz tedavisi uygulanmalıdır. Düzenli olarak buz uygulaması, aynı zamanda istenmeyen şişlik ve morlukların oluşmasını da önleyecektir.

Çene kayması ameliyatı gerçekleştikten sonra doktorun verdiği sıklık ve aralıklarla çene kayması egzersizleri gerçekleştirilmeli, çene eklem ve dokularının sıkılaştırılması amaçlanmalıdır.

Eğer siz de çene kaymasından şikayetçiyseniz ve bu sorunu gidermek için İstanbul’un en iyi çene cerrahisi hekimlerini arıyorsanız, hemen kliniğimizle iletişime geçerek bir randevu oluşturabilirsiniz.

Şeffaf Diş Telleri ve Fiyatları Hakkında En Geniş Bilgiler

Özellikle son yıllarda yapılan innovatif çalışmalar ve bilimsel araştırmalar sonucu, ortodonti dünyasındaki diş teli çözümleri, yepyeni formlara kavuşarak giderek daha çağdaş ve ilerici bir hal almıştır. Hastalar, söz konusu ortodonti tedavisi olduğu zaman, geleneksel diş tellerinin bariz ve estetikten uzak görüntüsünden çekinmekte, çoğu da sırf bu yüzden ortodonti tedavisi almayı reddetmektedir. Hal böyle olunca ortodonti tedavilerinde kullanılan konvansiyonel diş tellerine yeni ve kozmetik bir alternatif getirmek şart olmuştur. Bu göreve hizmet etmek amacıyla ortaya çıkan şeffaf diş teli, diş dizilimi bozukluklarından şikayet eden hastalar için metal diş tellerine bir alternatif olarak tavsiye edilmektedir. Diş estetiği tedavisi yaptırmak isteyen ancak bunu yaparken kozmetik olarak gülüşünün ve diş görünümünün bozulmamasını isteyen kişilerin sıkılıkla tercih ettiği bir yöntem olan şeffaf diş telleri, bugün ortodonti tedavileri arasında en popüler yöntemlerin arasında yer almaktadır. Şeffaf diş teli hakkında en güncel ve geniş bilgilere bu rehber üzerinden ulaşabilir, şeffaf diş teli uygulamaları hakkında tavsiyeler edinerek siz de bu tedaviyi gerçekleştirebilirsiniz.

Şeffaf Diş Teli Nerede Kullanılır, Ne İşe Yarar?

Şeffaf diş teli tedavisi, aslında görünmez ortodonti tedavileri arasında yer alan bir ortodonti tedavi yöntemi olarak bilinir. Şeffaf diş teli tedavisine değinmeden önce görünmeyen ortodonti tedavilerine yakından değinmek gerekir.

Temel olarak üç çeşit görünmez diş teli tedavisi bulunur. Lingual ortodonti apareyleri, şeffaf plaklar ve şeffaf braketler. Lingual ortodonti tedavileri, dişlerin dış kısmından ziyade iç kısmına yerleştirilen ortodontik apareylerden meydana gelir. Bu tedavi yöntemi, geleneksel diş telleri ya da şeffaf plaklar kadar yaygın başvurulan bir yöntem değildir ve çoğunlukla özel ilgi gerektiren ağız ve diş sağlığı problemlerinde kullanılır. Invisalign tedavisi olarak da bilinen şeffaf plaklar ise bir dizi plastik plağın oluşumundan meydana gelen bir tedavi sürecini ifade eder. Bu tedavi sürecinde kişinin, her iki haftada bir daha sıkı bir metal plak takması istenir, bu sayede dişler üzerlerine uygulanan baskı sayesinde istenen konuma doğru ilerler. Şeffaf plaklar, neredeyse hiç görünmediği için en estetik ortodonti tedavi yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Son olarak bu yazımızda ele alacağımız, bir diğer görünmez ortodonti tedavi yöntemi de şeffaf diş telleridir. En kaba tabir ile şeffaf diş teli, metal diş telinin şeffaf braketli, daha az görünür alternatifidir. Şimdi gelin, şeffaf diş teli tedavisi nasıl yapılır, daha yakından bakalım.

Şeffaf Diş Teli Çeşitleri Nelerdir?

Tedavi kararı öncesinde şeffaf diş tellerinin üretiminde kullanılacak olan braket malzemesi seçimi çok önemlidir. Bu karar, alanında uzman bir ortodonti uzmanı tarafından verilmeli ve en kaliteli şeffaf braketlerin üretilmesi amaçlanmalıdır. Sert plastikten üretilen braketleri, şeffaf diş teli tedavisinde en düşük maliyete sahip olan braketler olarak bilinir. Öte yandan plastik olduğu için bu tip braketler, esneklik konusunda gerekli performansı gösterme konusunda yetersiz kalır. Gereğinden fazla esnek davranabilen sert plastik, dişlerin tam olarak istendiği yöne ve pozisyona ilerlemesine engel oluşturabilir. Şeffaf diş teli tedavisinde kullanılan bir diğer braket türü de seramik brakettir. Seramik braketler, esneklik konusunda daha başarılı bir performans gösterir ve dişlerin istenen konumlarına ulaşmasında daha sağlam bir yapı ile çalışır. Bununla birlikte seramik braketler ile ilgili şunu belirtmekte fayda vardır ki işçiliği iyi yapılmadığı takdirde dişlere tam yapışmaz ve hastaya uzun vadede rahatsızlık verebilir. Son olarak şeffaf diş teli tedavisinde kullanılan bir diğer braket malzemesi de safirdir. Tahmin de edebileceğiniz üzere safir braketler, bu üç malzeme arasından en yüksek maliyetli braketler olarak karşımıza çıkar. Buna rağmen şeffaf diş teli tedavisinde safir braket kullanımı, hem estetik hem performans açısından yüksek verim sağlayan bir tercihtir. Her ne kadar safir braketler ülkemizde sıklıkla kullanılan bir materyal olmasa da, en doğru malzeme seçimi konusunda son kararı elbette ki diş hekiminiz verecektir.

Şeffaf Diş Teli Tedavisi Nasıl Yapılır?

Şeffaf diş teli kullanılarak gerçekleştirilen ortodonti tedavisi, birkaç aşamadan oluşan bir tedavi süreci olarak karşımıza çıkar. Şeffaf diş teli uygulaması, standart olarak bilinen diş teli uygulaması ile neredeyse birebir aynıdır. Şeffaf diş teli tedavisi ile metal diş teli tedavisi arasındaki en temel fark, braketlerin farklı materyallerden üretilmiş olmasıdır. Metal diş tellerinde hem braketleri tutan tel, hem braketlerin kendisi metalden üretilirken şeffaf diş tellerinde braketler, şeffaflık sağlayacak başka bir malzemeden üretilir.

Şeffaf diş teli tedavisi, an önce de belirtmiş olduğumuz gibi tıpkı metal diş telinin kullanıldığı ortodonti tedavisi gibi gerçekleşir. Öncelikle kapsamlı bir dişçi muayenesi gerekir ve bu muayene esnasında kişinin ne tür bir ortodontik sorun ile karşı karşıya olduğu tespit edilir. Tam olarak hangi dişlerinde yamukluk, çapraşıklık ya da bozukluk olduğu anlaşıldıktan sonra bazı durumlarda röntgen ya da film gerekebilir. Tedavi öncesi şeffaf diş teli tedavisinin en doğru yöntem olduğuna karar verilmeli ve ancak ondan sonra tedaviye başlanmalıdır.

Şeffaf braketler ve teller takılmadan önce, hastadan kapsamlı bir ağız ve diş ölçüsü alınır. Diş alçısı ile alınabilen bu ölçü, üretilecek olan şeffaf diş tellerinin milimetrik ebatlarını belirler. Ardından bu ölçü birimleri, kişiye özel şeffaf diş tellerinin üretileceği klinik laboratuvar ortamına gönderilerek tellerin üretimi başlanır. Kişinin talebine ve uygunluk düzeyine göre bazen şeffaf braketleri tutacak olan metal tel de diş rengine yakın bir başka malzemeden üretilebilmektedir. Diş tellerinin üretimi tamamlandıktan sonra diş kliniğine geri gönderilir ve hasta bu sefer tellerin takılması için tekrar muayeneye çağırılır. Her bir braket, özen ve dikkatle her dişin üzerine takılarak tedavi tamamlanmış olur. Şeffaf diş tellerinin ne kadar kalacağı ise ortodonti tedavisinin öngörülen ilerlemesine bağlı olarak değişmektedir. Bazı diş teli tedavilerinin süresi 6 ayda tamamlanırken daha komplike diş yapısı bozuklukları 1 ya da 2 yıllık bir ortodonti tedavisi gerektirebilir.

Şeffaf Diş Teli Kullanmanın Avantajları Nelerdir?

Şeffaf diş teli kullanmanın beraberinde getirdiği pek çok avantaj vardır. Görünmez olması, yüksek verim sağlaması ve ağrısız bir yöntem olması bunlardan sadece birkaç tanesidir. İşte ortodonti tedavileri arasında şeffaf diş teli kullanmanın avantajları:

– Braketlerin rengi şeffaf olduğu için gözle görülmezler.
– Tedavi yöntemi metal diş teli ile aşağı yukarı aynı olduğu için ekstra bir zahmet ya da uğraş gerektirmez.
– Diğer görünmez ortodonti tedavi fiyatları ile kıyaslandığında maliyeti daha düşüktür.
– Başarı oranları yüksektir.
– Ağız içinde herhangi bir ağrı, sızı ya da rahatsızlığa yol açmaz.

Şeffaf Diş Teli Fiyatları Ne Civardadır?

İstanbul’un en iyi ortodonti uzmanlarını bünyesinde barındıran diş kliniğimizde sunulan şeffaf diş teli fiyatları, uygulanacak olan tedavi yöntemine, tedavinin uzunluğuna ve hastanın bireysel problemlerine göre farklılık gösterebilir. Tedavi esnasında kullanılacak olan malzemenin kalitesi ve miktarı da şeffaf diş teli fiyatlarında oynamaya yol açan diğer faktörlerdir. Eğer siz de şeffaf diş teli tedavisi yaptırmak ve hem uygun fiyatlı, hem de kaliteli hizmet almayı istiyorsanız, doğru adrestesiniz.

Çene Eklemi Rahatsızlıkları ve Tedavi Yöntemleri

Çene eklemi rahatsızlıkları ya da tıbbi adı ile TMJ (Temporomandibular Eklem Bozukluğu), her yıl milyonlarca insanı etkisi altına alan bir diş hastalığı olarak karşımıza çıkıyor. Bu kadar yaygın olmasına rağmen çene eklemi rahatsızlığı konusunda pek çok yanlış anlaşılma, eksik bilgi ve tanı – tedavi hakkında yetersizlikler bulunuyor. Eğer siz de çene ekleminde meydana gelen bozukluklar hakkında detaylı bilgi almak ve tedavi yöntemlerini öğrenmek istiyorsanız, bu rehber tam size göre. Çene eklemi bozukluğu nedir, semptomları ve sebepleri nelerdir, nasıl tedavi edilir ve sonrasında nelere dikkat edilmelidir, hepsi bu rehberimizde.

Çene Eklemi Rahatsızlığı Nedir?

Çene eklemi rahatsızlığı, çene eklemi bozukluğu ya da en yaygın bilinen tıbbi adı ile TMJ, kafatasınızı çenenize bağlayan eklemde meydana gelen bozukluklar olarak tanımlanmaktadır. Çene eklemini, çenenizi kafatasınıza bağlayan bir çeşit menteşe olarak hayal etmeniz mümkün. Çene eklemi rahatsızlığına sahip olan biri, büyük bir ihtimalle zarar görmüş ve çokça ağrı yaratan bir temporomandibular ekleme sahiptir demektir.

Bu noktada belirtmekte fayda vardır ki her insanın iki adet temporomandibular eklemi bulunur. Her biri çenesinin iki tarafında yer alır. Çene eklemi bozukluğu olan kişiler, genellikle tek bir taraftaki ağrıdan ve belirtilerden mustariptir, ancak nadir durumlarda her iki eklemin de hasar görmüş olması mümkündür.

Çene Eklemi Rahatsızlıkları Neden Olur?

Çene eklemi rahatsızlıklarının pek çok farklı sebebi bulunur. Bir çene eklemi uzmanı ile görüştüğünüz zaman büyük bir ihtimalle size aşağıdaki sebeplerden bir tanesini sunacaktır:

* Genetik faktörler
* Farklı arterit çeşitleri
* Çene ve dişlere alınan darbeler
* Diş gıcırdatma ve diş sıkma
* Temporomandibular eklem ve kafatası arasındaki diskin yerinden oynaması
* Temporomandibular eklem ve kafatası arasındaki diskin erozyona uğraması
* Stres

Bununla birlikte çene eklemi bozukluğunun sebebini tam olarak net bir şekilde tespit etmek ve tanısını koymak biraz zor olabilir, o yüzden de bu rahatsızlık şüphesi ile gittiğiniz diş hekiminin alanının en iyisi olması çok önemlidir.

Çene Eklemi Rahatsızlıkları Belirtileri Nelerdir?

Çene eklemi rahatsızlıklarının bol ağrılı ve sancılı yan etkileri olduğunu söylemek mümkündür. çene eklemi ağrısı ile başlayan çene eklemi rahatsızlıkları, beraberinde pek çok farklı semptomu da getirmektedir. İşte onlardan bazıları:

* Çene ağrısı ve çene bölgesinde hassasiyet
* Sertleşmiş çene kasları
* Kulak ağrısı
* Ağız ağrısı
* Gözlerde ağrı ya da sıkılama
* Yüz çevresinde sıkışıklık
* Çiğnemede zorlanma
* Çiğnerken ağrı
* Çene kitlenmesi
* Çene eklemi çıkıklığı
* Ağzı açarken ya da kaparken tıklamaya benzer bir ses
* Zamanla migrene dönen baş ağrıları
* Kulaklarda çınlama

Çene Eklemi Bozukluğu Tanısı Nasıl Konur?

Bu noktada şunu belirtmekte fayda vardır: Saymış olduğumuz tüm bu yan etkilere en az bu miktarda bir liste yan etki daha eklemek mümkündür, bu yüzden de çene eklemi rahatsızlığını teşhis etmek, zor bir süreç haline gelebilmektedir. Yanlış tanı oluşmaması ve doğru olmayan tedavi süreçlerinin başlatılmaması adına bu belirtilerden herhangi biri ile karşılaşıldığı anda bir diş hekimine başvurmakta ve detaylı bir tetkik sürecinden geçmekte fayda vardır.

Çene eklemi bozukluğunu teşhis eden herhangi bir standart test bulunmaktadır. Çene eklemi bozukluğuna dair kesin bir tanı koyabilmek için özellikle TMJ alanında uzmanlaşmış ve tedavisinde tecrübe edinmiş bir diş hekimi arıyor olmanız çok önemlidir. Belirtilerinizi anlayacak, çene kaslarının nasıl çalıştığı ile ilgili detaylı bilgi sahibi olan bir hekim, herhangi bir çene eklemi rahatsızlığı ile karşı karşıya olup olmadığınızı tespit edebilecek en iyi hekimdir. Diş hekiminiz kesin tanı koyabilmek adını çenenizin fiziksel ve görsel bir muayenesini yapmakla birlikte detaylı bir röntgen incelemesi de isteyecektir. Bazı özel durumlarda tomografi ya da MR çekilmesi de gerekebilir.

Çene Eklemi Rahatsızlığının Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Çene eklemi rahatsızlığında herhangi bir tedavi yöntemi uygulanmadan önce sendromun geçici mi kalıcı mı olduğu tespit edilmelidir. Geçici ve ciddiyet teşkil etmeyen, hastanın genel ağız ve diş sağlığına risk oluşturmayan TMJ bozukluklarında kalıcı tedavi yöntemlerinden çok ağrı yönetimi tedavileri önerilmektedir, zira bu tür çene eklemi rahatsızlıkları genellikle kendi kendilerine geçebilecek bir yapıya sahiptir. Çene eklemi ağrısı ile baş etmenin farklı yöntemleri vardır:

* Tırnak yemekten ve kalem gibi yabancı cisimleri çiğnemekten uzak durmak

* Diş gıcırdatmayı ya da diş sıkmayı bırakmak (Bunun için diş hekiminiz size bir diş gıcırdatma başlığı kullandırabilir)

* Ağrı yapan bölgeleri sıcak ya da soğuk kompres uygulamak

* Ağrı kesici tedavisine başlamak

* Çene gerginliğini kontrol altına alabilmek için rahatlama teknikleri uygulamak

* Akapunktur yaptırmak

* Daha yumuşak gıdalara yönelirken yapışkan ya da zor çiğnenen gıdalardan uzak durmak

* Yemek yerken lokmaları olabildiğince küçültme.

* Sakız çiğnememek, ağzı fazlaca geniş açarak esnememek, yüksek sesle şarkı konuşmamak ve benzeri aşırı çene hareketlerinden uzaklaşmak

Ağrı yönetimi ile ortadan kaldırılamayan çene eklemi tedavisi ise genellikle tıbbi müdahale ve operasyon gerektiren tedaviler olarak karşımıza çıkmaktadır. Diş hekimlerinin çene eklemi rahatsızlıklarında önerebileceği tedavi yöntemleri şu şekildedir:

– Özel Yapım Diş Aparatı Kullanımı: Atlet ve sporcuların kullandığı ağız başlıklarına benzeyen bu aparatlar, çene eklemi bozukluğunu ortadan kaldırma konusunda yüksek başarı oranlarına sahip aparatlar olarak bilinmektedir. Bu diş aparatları aynı zamanda operasyonel bir müdahale gerektirmez ve bütçeleri zorlamayan fiyat skalalarındadır, bu yüzden de TMJ tedavisinde en uygun yöntem olarak geçer.

– Çene Eklemi Splinti: Çene eklemi splint tedavisi de bir başka apareyin TMJ bozukluğunda kullanılması anlamına gelir. Splint, alt ya da süt çeneye uygulanan ve dişlerin arasında durmak üzere tasarlanan, şeffaf bir apareydir. Takılıp çıkartılabilen splint, yanlış kapanmadan dolayı meydana gelen çene eklemi bozukluklarının tedavisinde kullanılır. Bazı durumlarda sadece gece kullanılması tavsiye edilen çene eklemi splinti, çene eklemi bozukluğunun komplikasyon durumuna göre günün 24 saati kullanılmak üzere de verilebilir. Elbette hasta yemek yerken ya da dişlerini fırçalarken bu apareyi çıkartabilecektir.

– Fizik Tedavi: Fizik tedavi uygulamaları, çene eklemi rahatsızlıklarında sıklıkça başvurulan bir diğer tedai yöntemidir. Fizik tedavinin kapsamına çene, ağız ve yüz egzersizleri dahil edilebilir. Buna ek olarak sıcak veya soğuk kompres uygulaması da çene bölgesi etrafındaki sertliği ve ağrıyı azaltabilmek adına önerilebilen tedavi uygulamaları arasındadır. Burada fizik tedavi uzmanınız ile yakınen çalışıyor olmanız ve onun size özel hazırlamış olduğu tedavi planına birebir uyuyor olmanız çok büyük önem taşır. Bu tedavi planının, çenenizin doğal yapısına, sahip olduğunuz çene eklemi bozukluğunun doğasına ve spesifik olarak gösterdiğiniz yan etkilere göre şekillendiğini unutmamak gerekir.

– Enjeksiyon Tedavisi: Özellikle ağrı ve semptom tedavisinde kullanılması tercih edilen enjeksiyon tedavisi, splint, aparey ya da fizik tedavi gibi yaygın bir tedavi yöntemi olmasa da, bazı spesifik durumlarda başvurulabilen bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Steroid ya da botoks enjeksiyonundan oluşabilen bu tedavi, kesinlikle uzman diş hekimleri kontrolünde ve onayında gerçekleştirilmelidir.

– Çene Eklemi Ameliyatı: Son olarak en ciddi ve komplike çene eklemi rahatsızlıklarında önerilen tedavi yöntemi, çene eklemi ameliyatıdır. Çene eklemi operasyonu diş hekiminizin muayenehanesinde gerçekleşebileceği gibi daha kapsamlı bir hastanede de yapılması tercih edilebilir. Açık eklem operasyonu, artroskopi ya da kondilektomi, çene eklemi ameliyatlarında tercih edilebilen farklı yöntemlerdir. Elbette her çene eklemi rahatsızlığına sahip olan hasta çene eklemi ameliyatı olmak zorundadır diye bir kanı yoktur; bu yüzden de kesin ameliyat kararı vermeden önce diğer tedavi yöntemlerinin denenmesinde fayda olabilmektedir.

Çene Eklemi Rahatsızlığı Tedavi Fiyatları Ne Civarda?

Çene eklemi rahatsızlığına dair tedavi fiyatları, hangi tedavi yöntemini seçmiş olduğunuza bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Aparey kullanımı ile kapsamlı bir çene eklemi ameliyatı prosedürü, elbette farklı fiyat skalalarına sahip olacaktır. Eğer siz de çene eklemi rahatsızlığına sahip olduğunuzdan şüpheleniyorsanız ve kesin tanı konmasını istiyorsanız, Sancaktepe’de bulunan diş kliniğimizden randevu olarak uzman hekimlerimizle bir konsültasyon gerçekleştirebilirsiniz. çene eklemi bozukluğunuzun olup olmadığını kliniğimizde tespit edebilir ve size en uygun tedavi yöntemi üzerinde karar kılabilirsiniz. Tüm bunları yapabilmek için tek yapmanız gereken şey, Dentdizayn ile iletişime geçmek.

Diş Gıcırdatma Tedavisi Nedir? Nasıl Yapılır?

İnsanlar olarak fiziksel görünümümüz üzerinde fazlaca yoğunlaşır ve onu mükemmelleştirmek için elimizden gelenin fazlasını yapmaya çalışırız; ancak çoğu zaman aynı özeni ve önemi ağız ve diş sağlığımıza göstermeyi ihmal ederiz. Dişlerimiz de en az tüm diğer organlarımız ve fiziksel özelliklerimiz kadar önemlidir; bu yüzden de onlar da bizden özel ilgi ve destek beklerler. Dilediğiniz tüm lezzetli yemekleri yemenizi sağlayan ve bembeyaz bir gülümsemeye sahip olmanıza olanak sağlayan dişlerinizi her türlü tıbbi soruna karşı da koruma altına almanız gerekir; buna büyük bir risk teşkil eden diş gıcırdatması da dahil.

 

Diş gıcırdatması ya da diş sıkma olarak bilinen bruksizm, çağımızın gizli diş hastalığı olarak giderek yaygınlaşan bir profile sahiptir. Özellikle hastalığa dair yeterince doğru bilgi ve güvenilir kaynak olmadığı için diş gıcırdatması çoğu zaman göz ardı ediliyor, bu konuda doktora gitmek ihmal ediliyor ve hastalık, kişiye farkında olmadan büyük tıbbi riskler teşkil ediyor. Diş gıcırdatması tam olarak nedir, belirtileri nelerdir ve en önemlisi alınması gereken sağlık önemleri ya da gerçekleştirilmesi gereken tedavi yöntemleri nelerdir, gelin hep birlikte öğrenelim.

 

Diş Gıcırdatması Nedir?

Tıbbi olarak bruksizm olarak bilinen diş gıcırdatması, bir bireyin dişlerini bilinçsizce gıcırdatması, sıkması ya da yumması ile meydana gelen bir diş hastalığıdır. Diş gıcırdatıldığında meydana gelen hareket, bir yiyeceği çiğnerken çene kemiklerinin oluşturduğu hareket düzenine benzerdir. Öte yandan bunu sık sık gün içerisinde bilinçli olmayan bir şekilde yaparsanız, bu diş gıcırdatması gibi tıbbi bir sorun olarak tanımlanır. Araştırmalar, dünyadaki yetişkin popülasyonunun yüzde 20’sinin diş gıcırdatmasından mustarip olduğunu ortaya koyuyor.

 

Diş Gıcırdatması Neden Olur?

 

Her ne kadar diş gıcırdatma sebeplerini parmakla göstermek o kadar da kolay olmasa da, çoğu zaman stres kaynaklı bir kötü alışkanlık olduğu tespit edilmekte. Özellikle gece diş gıcırdatma alışkanlıkları çoğaldığı için bu hastalığın aslında bir nevi uyku bozukluğu olduğunu da söylemek mümkün. Anksiyete ve stres, diş gıcırdatmasının en yaygın sebepleri olarak bilinmekte. Bununla birlikte çocuklarda diş gıcırdatma sebepleri arasında ayrıyeten yanlış beslenme alışkanlıkları da eklenebilmekte.

 

Stresin yanı sıra kapanış bozuklukları da diğer diş gıcırdatması sebepleri olarak kabul ediliyor. Alt ve üst çenede yer alan dişlerin bir araya gelmesinde dengesizlik oluştuğunda kişi, bir süre sonra sürekli olarak diş gıcırdatma alışkanlığı edinmeye başlıyor.

 

Diş gıcırdatmasının nadir görünen bir diğer sebebinin de uzun süreli psikolojik ya da psikiyatrik ilaç tedavisi de olabileceğini belirtmekte fayda var.

 

Diş Gıcırdatması Hangi Sonuçlara Yol Açabilir?

Diş gıcırdatması çözüm ile sonuçlanmadığı durumlarda pek çok istenmeyen duruma yol açabilir ve kişilerde geçici ya da kalıcı hasar oluşmasına sebebiyet verebilir. Her ne kadar ilk başta size zararsız gelse de diş gıcırdatması, dişlerinizde ciddi yıpranmalara yol açarak çene kemiklerinizde ve kaslarınızda strese yol açacaktır. Aynı şekilde diş minesini de yıpratabilen diş gıcırdatma, çeneyi yoracağı gibi sürekli baş ağrılarına neden olabilir. İşte diş gıcırdatmasının yol açabileceği istenmeyen durumlardan bazıları:

* Sürekli baş ağrıları
* Yorgun ve yıpranmış çene kasları & kemikleri
* İstenmeyen diş hastalıklarının oluşumu
* Uyku düzensizliği
* Dişlerin kısalması ve törpülenmesi
* TMJ (Temporomandibular Eklem Bozukluğu, Çene Eklemi Bozukluğu)
* Miyofasiyel ağrı sendromları
* Artrit

 

Diş Gıcırdatması Tedavisi Nedir, Nasıl Yapılır?

Her şeyden önce belirtmek gerekir ki diş gıcırdatmasını tespit etmek ve tanısını koymak oldukça zorlu bir süreçtir. Diş gıcırdatmasının herhangi bir görsel yan etkisi olmadığı için salt dişlerin yıpranmış ya da kısalmış olmasına bakarak onu tespit etmek neredeyse imkansızdır. Dişlerin yıpranmış olması tek başına hiçbir zaman bir diş gıcırdatma belirtisi olarak sayılmamalı, buna ek olarak farklı test ve tetkikler de yapılarak daha kesin bir tanı koyma yoluna gidilmelidir. Her bir diş yıpranmasının farklı sebepleri olabileceği gibi bunun, profesyonel bir gözün ayırt edebileceği durumlar olduğunu da söylemekte fayda vardır.

 

Burada en az diş hekimi kadar hastaya da büyük bir pay düşer. En iyi diş hekimine gitmiş olsanız bile diş gıcırdatma ile ilgili sahip olduğunuz şikayetlerinizi net ve anlaşılır bir biçimde açıklıyor olmanız çok önemlidir. Diş gıcırdatmanın hangi zaman dilimi aralığında daha çok sıklaştığını, bilinçli ya da bilinçsiz olarak yapıp yapmadığınızı, kontrol altına almaya çalıştığınızda ne gibi yan etkilerle karşılaştığınızı ve ne zamandan beri bu sorun işe karşı karşıya olduğunuzu izah etmeli, doktorunuzun da bu belirtilere göre bir tanı koymasına yardımcı olmalısınız.

 

Diş gıcırdatma tanısı konduktan sonra sıra, doğru diş gıcırdatma tedavisini seçmeye gelir. Kişinin hangi diş gıcırdatma tedavisi üzerinden iyileştirileceği ise diş gıcırdatma sebebine göre seçilmektedir. Buradaki amaç, sadece diş gıcırdatmasını değil, aynı zamanda diş gıcırdatmaya yol açan sebebi de tedavi edebilmektedir. En yaygın olarak kullanılan tedavi yöntemleri şu şekildedir:

– Isırma & çiğneme değerlendirmesi: Anormal ısırma alışkanlıkları diş gıcırdatmasının temel sebeplerinden olabilir. Eğer durum buysa her şeyden önce bir diş check-up’ı yaptırmak ve potansiyel hastalıkları tespit etmek gerekir. Bu sayede diş hekiminiz bu alışkanlığınızın köküne inebilir. Bu gibi durumlarda diş gıcırdatma aslında bir hastalıktan çok, başka bir dental hastalığın yan etkisi niteliği taşımaktadır.

– Efektif stres yönetimi: Stres ve endişeden dolayı meydana gelen diş gıcırdatması sendromlarında her ikisinin de tedavi altına alınması gerekir. Bazı insanlar stresi doğal olarak karşılayabilirken bazılarında diş gıcırdatması gibi ciddi sağlık sorunları meydana gelebilir; ne de olsa her insanın stres ile başa çıkma kabiliyeti farklıdır. Yoga, meditasyon ya da psikolojik terapi gibi yöntemlerle stresin kontrol altına alınması gerekir. Buna ek olarak uykuda da diş gıcırdatma söz konusu ise, uykudan önce rahatlatıcı bir banyo almak stresli bir şekilde uykuya dalmayı engelleyebilir. Stres düzeyiniz ileri seviyelerde ise kesinlikle psikolojik desteğe başvurmanız gerekmektedir.

– Aparat kullanımı: Diş gıcırdatma aparatı ya da diş gıcırdatma dişliği kullanmak da burksizmin bir diğer tedavi yöntemidir. Özellikle kapanış bozukluğundan dolayı diş gıcırdatma sendromları ile karşı karşıyaysanız bu tedavi yöntemi oldukça etkili bir yöntem olarak bilinmektedir. Aparat kullanımı genellikle diş gıcırdatmanın türüne göre değişebilir ve durumun ciddiyetine bağlı olarak kullanım süreleri uzayabilir ya da kısalabilir. Bu noktada belirtmekte fayda vardır ki eczanelerde ya da diğer perakende mağazalarında karşınıza çıkacak diş gıcırdatma önleyici aparatların, diş hekimlerinin muayenelerinde özel olarak yaptırdıkları aparatlar ile hiçbir alakası yoktur. Dışarıdan satın alacağınız aparatlar, dişçi muayenesinde yaptıracağınız aparatlar gibi kalıcı ve efektif bir etki bırakmayacaktır. Diş hekimi uzmanınız ile konsültasyona giderek tam olarak nasıl bir aparatın sizin için doğru olduğunu ve ne kadar süre onu kullanmanız gerektiğini tespit edebilir, diş gıcırdatmanız ile birlikte kapanış bozukluğunuzu da tedavi ettirebilirsiniz.

 

Tüm bunlara ek olarak diş gıcırdatması ile başa çıkabilmek, belli başlı önlemlerin de alınmasını gerektirmektedir. Yüksek alkol ya da kafein içeren yiyecek ve içeceklerden uzak durmak, aşırı ve gereksiz çiğneme yapmamak (buna sakız çiğnemek de dahil) ve yiyecek olmayan şeyleri bilinçsizce çiğnememek (kalem gibi), kendi başınıza alabileceğiniz önlemlerden bazıları. Stres düzeyinizi yönetebilmek, hiçbir sorununun sizin sağlığınızdan ve iyiliğinizden daha önemli olmadığının farkına varabilmek de alabileceğiniz diğer önemler arasında baş gösteriyor.

 

Diş Gıcırdatması Tedavisi Fiyatları Nedir?

Diş gıcırdatma tedavisi fiyatları, nasıl bir tedavi yöntemi izleyeceğinize bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Örneğin eğer bir diş gıcırdatma aparatı ya da diş gıcırdatma dişliği kullanmayı planlıyorsanız, bunun fiyatını size uzman diş hekimi verecektir. Bununla birlikte eğer diş gıcırdatmanız tamamen stres kaynaklı ise diş hekiminizin sizin için yapabileceği pek fazla şey olmayacaktır. Bu noktada asıl başvurmanız gereken kişi bir terapist, psikolog ya da durumun ciddiyetine bağlı olarak bir psikiyatr olacaktır. Elbette onların tedavi fiyatları daha farklı bir skalada değerlendirilecektir.

 

Eğer siz de diş gıcırdatma sorunu ile karşı karşıyaysanız ve artık bu sorunu kökünden çözmek istiyorsanız, İstanbul Sancaktepe’de bulunan diş kliğimizi ziyaret edebilirsiniz. Kliniğimizde diş gıcırdatmanızın temel sebeplerini tespit edebilir, nasıl bir tedavi yöntemi izlemeniz gerektiğine dair tavsiyeler alabilir ve uygun bir tedavi alarak diş gıcırdatma sorununuzu ortadan kaldırabilirsiniz. Diş gıcırdatma tedavisi fiyatları başta olmak üzere bruksizme dair her türlü süreç ve prosedür hakkında bilgi almak için bizlerle iletişime geçmeniz yeterli.

Zirkonyum Diş Kaplama ve Fiyatları

Hem estetik hem tıbbi açıdan dişlerini iyileştirmek isteyenlerin başvurduğu bir diş tedavi yöntemi olan diş kaplama, zirkonyum malzemesinin kullanımı ile yeniden canlanıyor. Zirkonyum diş kaplama, diş estetiği süreçlerinde en başarılı ve en estetik tedavi yöntemi olarak nam salıyor. Özellikle son zamanlarda diş kaplamada ve implant tedavilerinde sıklıkla kullanımına başvurulan zirkonyum diş kaplama, diğer metal diş kaplama seçeneklerine harika bir alternatif olarak sıkça tercih ediliyor. Diş rengine en yakın renge sahip elementlerden biri olması, hem biyolojik hem fiziksel olarak diş kaplamaya kolayca adapte olabilmesi ve elbette metal içermemesi, onu hem dişçilerin hem de hastaların diş kaplama dendiğinde bir numaralı tercihi haline getirmeye yetiyor. Zirkonyum diş kaplama nedir, avantajları nelerdir, tedavisi nasıl yapılır ve elbette zirkonyum diş kaplama fiyatları ne civardadır gibi soruların cevabı bu rehberin devamında sizleri bekliyor.

Diş Kaplama Nedir?

Zirkonyum diş kaplamanın ne olduğundan bahsetmeden önce genel olarak diş kaplamanın ne olduğundan ve ne zaman kullanıldığından bahsetmek gerekir. diş kaplama, dişlerin üstünde yıpranma ve ciddi düzeyde bir erozyon meydana geldiğinde, diş hekimlerinin uygulanmasını tavsiye ettiği bir estetik diş tedavi yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Çoğunlukla porselen ya da zirkonyum olmak üzere iki farklı alternatif ile karşımıza çıkan diş kaplama, beraberinde pek çok avantajı da getirir. Bunlardan bir tanesi ve belki de en önemlisi, diş ömrünü ciddi oranlarda artıyor olmasıdır. Diş kaplama yaptırdığınızda yaşınız her ne olursa olsun, kaliteli işçilik ve malzeme söz konusu ise büyük bir ihtimalle o dişler sizi ömrünüzün sonuna kadar götürecektir. Bununla birlikte diş kaplama, başarılı estetik sonuçlar da doğuran bir yöntemdir. Beyaz, düzgün ve sağlıklı görünen bir diş setine sahip olmanız, diş kaplama çeşitleri ile mümkündür. Hem estetik hem tıbbi açıdan bolca fayda sağlayan diş kaplama, dişlerinize yapabileceğiniz en güzel yatırımlardan bir tanesidir.

Diş Kaplama Çeşitleri Nelerdir?

Az önce de bahsetmiş olduğumuz gibi, diş kaplamanın genel olarak iki farklı alternatifi bulunur: Porselen diş kaplama ve zirkonyum diş kaplama.

Porselen diş kaplama, isminden de anlaşılacağı üzere porselenden elde edilen bir kaplamadan ibarettir. Bu kaplama, dişlerinizin üzerini kaplamak üzere tasarlanır ve her bir diş için özel ölçülerde ve boyutlarda üretilir. Üretilen bu porselen yaprak dişler, doğal bir diş görünümü vermek üzere şekillenerek yüksek kalite materyalden elde edilir. Buna ek olarak dişlerde olabildiğince natürel bir görünüm oluşmasını sağlayan porselen kaplama dişler, estetik ve kaliteli bir gülüş tasarımı için ideal bir seçim olmaktadır.

Bugün ele alacağımız bir diğer diş kaplama yöntemi ise zirkonyum diş kaplamadır. Zirkonyum dişler, ağızda en az porselen kadar estetik ve doğal bir görüntü meydana gelmesine vesile olur. Özellikle son dönemde dişçilik dünyasında gerçekleşen teknolojik gelişmeler ve kaydedilen ilerlemelerin sonucunda bazı kesimler, zirkonyum kaplama dişlerin porselenden bile daha estetik ve organik bir görünüm oluşturduğunu iddia etmeye başlamışlardır. Tüm bu övgüler göz önüne alındığında insanlar, zirkonyum diş kaplamanın farklarını ve avantajlarını merak eder hale gelmişlerdir.

Zirkonyum Diş Kaplama Nedir, Diğer Kaplamalardan Farkı Nedir?

Zirkonyum diş kaplama, yeni nesil bir diş kaplama tekniği olarak birkaç yıl önce doğmuştur. Diş kaplama dendiğinde her ne kadar insanın aklına ilk olarak porselen yapraklar gelse de, zirkonyum da sağladığı pek çok avantaj ve fayda ile farkını ortaya koymaktadır.

Zirkonyum diş kaplama esnasında kullanılan temel madde zirkonyum, metal içermeyen bir malzemedir. Bu da özellikle metale karşı alerjisi olan insanların bu yöntemi daha çok tercih etmesine yol açmaktadır. Daha estetik, gerçeğe daha yakın ve estetik açıdan daha güzel görünümlü bir kaplam yöntemi olan zirkonyum kaplama, en doğal görüntüyü oluşturduğu iddia edilen porselenden bile daha organik bir oluşum meydana getirmektedir. En iyi zirkonyum kaplamayı yaptırdığınız zaman dişlerinizin kendi orijinal dişlerinizden renk, şekil ve hissiyat olarak neredeyse hiçbir farkı bulunmamaktadır. Başka bir deyişle zirkonyum dişler, estetik diş uygulamaları çerçevesinde diş hekimliği dünyasının evrimleşmiş, en güncel ve en teknolojik halidir.

Neden Zirkonyum Diş Kaplama Yaptırmalıyım?

Zirkonyum diş kaplama avantajları söz konusu olduğunda diğer diş kaplama yöntemleri ile kıyasla farkını net bir şekilde ortaya koyan bir dizi avantaj saymak mümkündür. İşte onlardan bazıları:

* Zirkonyum kaplama, şu an itibariyle dişçilik dünyasında en doğal ve en gerçekçi diş kaplama yöntemi olarak bilinmektedir.
* Estetik kaygılardan dolayı dişine kaplama yaptırma konusunda tereddütte olan insanlar, zirkonyumun faydalarını öğrendikten sonra gönül rahatlığıyla bu yöntemi tercih etmeye başlamışlardır.
* Zirkonyum diş kaplama, en organik ve gerçekçi diş kaplama görüntüsünü vaat eder.
* Zirkonyum diş kaplama süreçleri, basit bir tasarımdan ibarettir, bu yüzden de tedavi süreci boyunca hasta, çok kez diş hekimine gitmek zorunda kalmaz ya da birden fazla teste, tetkike maruz bırakılmaz.
* Uygulama esnasında takılan bileşenler, dayanıklı ve kuvvetli oldukları için hiçbir çıkma ya da kayma yapmazlar.
* Kullanılan malzemenin dayanıklılığı göz önünde bulundurulduğunda zirkonyum diş kaplama, en uzun ömürlü diş kaplama yöntemi olarak geçmektedir.
* Metal içermediği için başta metal alerjisi olan kesim olmak üzere pek çok farklı alerjan ve hassas kesime hitap edebilmektedir.
* Yüksek dirence karşı bile en ufak bir hasar görmeden dayanıklılık gösterebilen zirkonyum diş kaplama, yüksek dereceli baskıya da sorunsuz bir şekilde dayanabilir.
* Zirkonyum diş kaplama çeşitleri arasından seçim yapan pek çok hasta, zirkonyum diş kaplama kullanmanın rahat ve konforlu bir deneyim olduğunu vurgulamaktadır.

Zirkonyum Diş Kaplama Nasıl Yapılır?

Zirkonyum diş tedavisi, diğer diş kaplama tedavileri ile çok benzer bir şekilde gerçekleştirilir. Buradaki tek fark, elbette kaplama için kullanılacak olan malzemenin zirkonyum olmasıdır. Zirkonyum diş kaplama nasıl yapılır sorusunun cevabı, birkaç aşamada saklıdır.

İlk aşamada uygulama öncesinde kaplama yapılacak olan dişlerde ufak oynamalar yapılabilir. Bu düzeltmeler, dişlerin milimetrik düzeyde küçültülmesine ve törpülenmesine işaret ederek daha nizami bir hal almasını amaçlar. Zirkonyum kaplama, dişlerde herhangi bir doku kaybına yol açmamaktadır. İlk aşama tamamlandıktan sonra sıra, dişlerin ölçüsünün alınmasına gelir. Her bir diş için özel olarak alınan ölçülerin akabinde bu ölçüler ile birebir uyumlu zirkonyum kaplamaların üretimine geçilir. Steril ve yüksek teknik donanımlı bir laboratuvar ortamında gerçekleştirilen bu üretimde, dişe uygun renkte bir zirkonyum tasarlanır. Tasarlanan alt yapının üzerine porselen üst yapı işlenir. Klinik ortamda diş ile uyumlaması tamamlandıktan sonra son aşamaya geçilir. Özel bir diş yapıştırıcısı kullanılarak zirkonyum diş kaplaması, daimi olarak kalacak şekilde orijinal dişlerinizin üzerine yerleştirilir. Gerek görüldüğü yerlerde son törpülemeler ve düzenlemeler yapılabilir, ardından da işlem tamamlanır.

Zirkonyum diş kaplama ile ilgili sıkça sorulan sorulardan bir tanesi de zirkonyum diş kaplama ağrı yapar mı olur. Burada belirtmekte fayda vardır ki işlem esnasında gerek duyulduğu yerde lokal anestezi uygulanabilmektedir. Özellikle dişlerin törpülenmesi ya da kısaltılması gerekiyorsa, hastanın da onayı ve isteği ile ufak bir anestezik iğne uygulanması tercih edilebilir. Bunun dışında ölçü alınırken ya da kaplamalar yerleştirilirken hastanın herhangi bir ağrı ya da sızı hissetmesi neredeyse imkansızdır. Hali hazırda oldukça kısa süren yerleştirme işleminin akabinde hasta, gündelik hayatına devam edebilmektedir.

Elbette zirkonyum diş kaplama işlemi tamamlandıktan sonra ilk birkaç saat ve ilk birkaç gün, dikkat edilmesi gereken bazı püf noktalar vardır. Bunlardan bir tanesi, yapışkan, aşırı sıcak, aşırı soğuk ve sert gıdalardan uzak durmaktır. Buna ek olarak ağız hijyeni daimi olarak sağlanmalı, dişler günde en az iki kere fırçalanmalı ve steril ağız suları kullanımına başvurulmalıdır. Düzgün bir iyileşme dönemi geçirdiğiniz takdirde zirkonyum kaplama tedavinizi minimum ağrı ve yan etki ile atlatmanız mümkündür.

Zirkonyum Diş Kaplama Fiyatları Ne Civarda?

Zirkonyum diş kaplama fiyatları, kaplama yaptırmak istediğiniz diş sayısına göre değişkenlik gösterir. Fiyatların değişmesinde rol oynayan bir diğer etmen ise, orijinal dişlerinizin durumudur. Fazlaca yıpranmış ve erozyona uğramış orijinal dişler, daha fazla işçilik ve daha fazla özen gerektireceği için fiyatlarda oynamalar olmasına sebebiyet verebilir. Eğer siz de zirkonyum diş kaplama yaptırmak istiyorsanız ancak nereden detaylı bilgi alabileceğinizi bilmiyorsanız, İstanbul’un Sancaktepe ilçesinde yer alan diş kliniğimizi ziyaret edebilirsiniz. Kliniğimizle telefon ya da internet üzerinden iletişime geçerek zirkonyum diş fiyatlarını öğrenebilir, prosedür detaylarını alabilir ve zirkonyum diş kaplama randevunuzu kolaylıkla oluşturabilirsiniz.

Yirmilik Diş Çekimi

“Yirmilik diş” dendiğinde bile bu iki kelimenin içindeki acıyı, korkuyu ve külfeti hissedebiliyor musunuz? Yalnız değilsiniz. Çıkması, çıkamaması ya da çekilmek zorunda kalması başta olmak üzere yirmilik dişler, hem hastalara hem diş hekimlerine ziyadesiyle uğraş teşkil eden diş sorunlarının başında gelir. Ancak emin ellerde yapıldığı ve doğru yöntemler kullanılarak gerçekleştirildiği takdirde yirmilik diş çekimi o kadar da korkunç bir hadise haline gelmek zorunda değildir. Yirmilik diş çekimi nasıl ve neden yapılır, yirmilik diş operasyonunun incelikleri nelerdir ve yirmilik diş hakkında bilmeniz gereken her şey, bu yazımızda sizi bekliyor.

Yirmilik Diş Nedir?

Yirmilik dişler, ağzınızın en arka kısmında, sabit dişlerin bittiği yerde, üst, alt, sağ ve sol olmak üzere her bir köşede çıkması beklenen dört adet diş olarak bilinir. Yetişkin bir diş seti olarak bilinen 32 dişinizin bir parçası olan yirmilik dişler, çoğunlukla 17-25 yaş aralığında ortaya çıktıkları için “yirmilik” olarak adlandırılırlar.

Yirmilik dişler teknik olarak azı dişleridir, bu yüzden de yiyecekleri öğütebilen en geniş ve en sert dişler olarak bilinir. Yirmilik diş çıkması esnasında size en çok sorun yaratacak olan dişler de ağzın alt kısmında ortaya çıkması beklenen bu azı dişleridir. Bu sorunların ortaya çıkmasının en yaygın sebebi, dişlerin kendini çıkartabilmesi için yeterince alan bulamıyor olmalarıdır. Bu noktada devreye giren yirmilik diş operasyonu, yirmilik dişlerinizin çıkmasına destek sağlayan bir operasyon olarak bilinir.

Yirmilik Dişler Neden Çekilmelidir?

Yirmilik dişlerin kendi kendine, ağrısız ve sancısı bir biçimde çıkması mümkün müdür? Elbette evet. Ancak her tıbbi alanda olduğu gibi gömük diş söz konusu olduğunda tüm etki ve tepkiler, kişinin bünyesine bağlıdır. Kimisi yıllar içerisinde farkında bile olmadan tüm yirmilik dişlerini zahmetsizce çıkartırken kimisi her bir diş için ayrı bir operasyon yaptırma gereği duyabilmektedir. Şartların kişiden kişiye bu şekilde değişiyor olmasının en büyük sebebi ise elbette genetik faktörlerdir.

Pekiyi yirmilik dişler hangi durumlarda cerrahi müdahale ile çekilmek zorunda kalır? İşte o durumlardan bazıları:

* Baskı altında olmaları: Yirmilik dişlerin çoğunlukla dıştan müdahale yardımı ile çekiliyor olmasının en temel sebebi, ağız içinde çıkmak için yeterince yer bulamıyor olmalarıdır. Diğer dişler tarafından sürekli baskı altına alınan yirmilik dişler, çene kemiğinizde ya da diş etlerinizde gömülü kalarak ağrıya yol açar.

* Yanlış açı ile geliyor olmaları: Bazen tüm baskılara rağmen yirmilik dişiniz çıkmak için elinden geleni yapar, ancak bunu yaparken yanlış bir açı ile baş verebilir. Bu gibi durumlarda diğer dişlerin üzerine gereksiz baskı yapılmaması adına yine yirmilik dişin çekimine başvurulmalıdır.

* Ağzınızın yeteri kadar büyük olmaması: Çenenizde başka dişler için yeterli yer yoksa, röntgende kökleri görünen yirmilik dişleriniz, dışarıdan cerrahi müdahale almadıkları sürece hiçbir zaman kendini göstermeyebilir.

* Çürüklerinizin ya da diş eti hastalığınızın olması: Eğer ağzınızda ve dişlerinizde süreklilik kazanmış bir diş ve diş eti sorunu varsa, yirmilik dişleriniz çıkmayabilir.

Yirmilik Diş Çekimi Nasıl Yapılır?

Yirmilik diş çekimi nedir sorusunun cevabı oldukça basittir: İster tamamen gömülü, ister ucu belirmiş olsun; yirmilik diş cerrahisi sırasında söz konusu yirmilik dişin çekilmesi ve çıkartılması amaçlanır. Pekiyi yirmilik diş nasıl çekilir? İşte cerrahi müdahalenin adımları:

  1. Eğer yirmilik diş çekimi öncesi yirmilik dişte ya da etrafında bir enfeksiyon şüphesi varsa, öncesinde bir antibiyotik kürü önerilebilir. Bu kür, dişteki iltihabın kurumasına ve operasyonun daha rahat bir şekilde tamamlanmasına vesile olacaktır.

2.Yirmilik diş çekimi operasyonuna başlamadan önce hastaya anestezi uygulanır. Anestezi lokal olarak uygulanabileceği gibi hekim ve hastanın ortak kararı ile genel olarak da gerçekleştirilebilir. Eğer birden fazla yirmilik diş çekilecekse ya da hasta var olan tüm yirmilik dişlerini çektirmek istiyorsa genellikle genel anestezi yapılması tavsiye edilir.

  1. Yirmilik dişi çekmek için diş hekimi, dişin etrafındaki diş eti dokusunu açar ve dişin etrafını kaplayan tüm kemik dokusunu elimine eder. Daha kolay navigasyon sağlamak adına bazı durumlarda dişin ufak parçalara bölünmesi gerekebilir.
  2. Yirmilik diş tamamen çıkartıldıktan sonra arda kalan boşluğun yapısı göz önünde bulundurularak dikiş atılmasına ihtiyaç duyulabilir. Bazı dikişler zaman içerisinde eriyerek kendi kendine yok olabileceği gibi bazıları bu özelliğe sahip olmadıkları için prosedürden birkaç gün sonra çıkartılmayı gerektirir. Ne tür bir dikiş standardı kullanılacağı, yirmilik diş çekimini yapan doktorun yaklaşımına bağlıdır.
  3. Herhangi bir kanamanın oluşmasını önlemek ya da meydana gelebilecek kanamayı tamponlamak için çekilen diş boşluğuna ufak bir gazlı bez uygulanır.
  4. Hasta anestezinin etkisinden tamamen kurtulduktan sonra yirmilik diş çekimi tamamlanmış olur.

Yirmilik Diş Çekimi Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler

Yirmilik diş çekimi sonrası süreç, özen ve dikkatle yürütülmesi gereken bir bakım ve iyileşme süreci olarak karşımıza çıkar. Elbette hastaların bu prosedür ile ilgili en çok merak ettikleri soruların başında, “Yirmilik diş çekimi acır mı?” gelmektedir. Tüm diş çekimlerinde olduğu gibi yirmilik diş çekiminde de hastanın asgari düzeyde rahatsızlık ve ağrı hissetmesi oldukça normaldir. Bununla birlikte belirtmekte fayda vardır ki yirmilik diş çekimi esnasında hissedeceğiniz ağrı, söz konusu yirmilik dişin çıkmaya çalışırken size verdiği ağrıdan çok daha azdır. Bununla birlikte yirmilik diş çekimi operasyonu etkili bir anestezi ilacı altında yapıldığı için prosedür esnasında herhangi bir acı ya da ağrı hissedilmez. Sağlıklı ve hızlı bir iyileşme süreci için şu adımlara dikkat etmenizde fayda vardır:

  • İşlem tamamlandıktan sonra periyodik olarak ağzınıza yerleştirilen pamuğu ısırın. Pamuk, tamamen kan ile doldukça onu yenisi ile değiştirin.
  • Eğer kanama işlemin ardından 24 saat içerisinde durmazsa doktorunuzu arayın.
  • Ağzınız henüz uyuşuk durumdayken dudağınızı ya da yanağınızı ısırmamaya özen gösterin.
  • İşlemden sonraki ilk 24 saat yatay pozisyonda yatmayın. Bunu yapmanız halinde kanamanız daha uzun sürebilir. İlk 1-2 günlük dinlenme sürecinde uzanırken bile kafanızın altında daima 2-3 adet yastık bulunsun.
  • Şişmeyi ve morarmayı engellemek için ilk 24 saat her 15-20 dakikada bir işlem gören tarafa dışarıdan buz kompresi uygulayın.
  • Ameliyat tamamlandıktan sonra en az 24 saat sadece dinlenmeye ayırın. Yirmilik diş çekiminden hemen sonra fiziksel aktiviteye başlamanız durumunda kanamanız artabilir.
  • Puding, çorba ya da jöle benzeri yumuşak gıdalar tüketin.
  • İlk birkaç gün boyunca pipet ile içecek tüketmeyin. Pipeti çekmek, dişin üzerinde oluşmaya başlamış olan kan pıhtısını gevşeterek iyileşme sürenizi uzatabilir.
  • İlk 24 saat geçtikten sonra günde birkaç kez olmak kaydı ile ağzınızı ılık tuzlu su ile çalkalayın. Bu hem şişkinlik oluşmasını engelleyecek hem de oluşabilecek ağrıları minimize edecektir.
  • Yirmilik diş çekiminden sonraki ilk 24 saat kesinlikle sigara içmeyin.
  • Bölgeyi içten ya da dıştan olmak üzere fazlaca ellememeye ya da ovmamaya özen gösterin.
  • Dişlerinizi fırçalarken dikkatli olun ve ilk günlerde işlem gören dişinize fırça ile dokunmamaya çalışın.

Kliniğimizde yirmilik diş çekimi yaptıranların yorumlarını öğrenmek, sunduğumuz yirmilik diş çekimi fiyatları hakkında detaylı bilgi almak ve en iyi diş hekimlerinin elinde yirmilik dişlerinizi çektirmek istiyorsanız doğru adrestesiniz.

Çocuklarda Diş Teli (Ortodonti) Tedavisi

Bazı çocuklar tel takmayı bir yetişkinlik simgesi olarak görüp tel takma konusuna sıcak bakarken, bazıları tel taktıklarında nasıl görüneceklerini ya da tellerin nasıl hissettireceğini kestiremedikleri için endişe duyabiliyorlar. Çocuğunuz diş teli ve ortodonti hakkında ne düşünüyor olursa olsun, eğer dişlerinde çapraşıklık, yamukluk ya da orantısızlık varsa kesinlikle bir ortodontiste görünmesi ve muayene olması gerekir. Elbette sizin de her ebeveyn gibi çocuklarda diş teli kullanımı ile ilgili sorularınız olacaktır. Çocuklarda ortodonti ve diş teli tedavisi hakkında bilmeniz gerekenler burada.

Çocuklar Neden Diş Teline İhtiyaç Duyar?

Çocuklar pek çok farklı sebepten ötürü diş teline ihtiyaç duyabilir. Çocuklarda ortodonti tedavisinin sebepleri arasında çapraşık diş, dişlerin çakışması, ağızda kalabalıklaşma ya da kapanış bozuklukları olabilir. Bazen ağız ve çene problemleri, çocuklarda süt dişlerinin erken düşmesinden ya da parmak emme gibi istenmeyen alışkanlıkların yürütülmesinden meydana gelebilir. Ancak bu noktada belirtmekte fayda vardır ki çoğu ağız, diş ve çene sorunu kalıtsal olarak çocuğa geçmektedir. Bu yüzden de eğer sizin ya da ailenizin genelinde ortodonti sorunları yaşanmışsa büyük bir ihtimalle çocuğunuzun da diş tellerine ihtiyacı olacaktır.

Çoğunlukla diş hekiminiz, çocuğunuzu ilk defa muayene ettiğinde ağzındaki sorunları tespit edecek ve sizi bir ortodonti uzmanına yönlendirecektir. Ortodonti uzmanı, çocuğunuzun diş teline ihtiyacı olup olmadığını tespit edecek ve hangi ortodonti tedavisinin onun için en iyisi olduğuna karar verecektir.

Çocuklarda Kullanılan Diş Teli ve Diğer Aparey Çeşitleri Nelerdir?

Diş telleri, dişlere düzenli ve sürekli baskı uygulayarak dişlerdeki hizalanma problemlerini çözmeyi ve dişleri belirli bir zaman dilimi içerisinde olması gereken, daha düzgün bir pozisyona getirmeyi amaçlar. Çocuk hastaların çoğunda medyana gelen ortodonti sorunları, genellikle braket, tel ya da lastik bant ile çözülebilecek durumdadır. Braketler doğrudan dişlere yerleştirilir, bir tel ve lastik bant ile bağlanır. Tel zaman içerisinde sıkılaştırılarak dişlerin düzgün bir şekilde hizalanmasını sağlar. Daha eğlenceli olması açısından lastik bantlar, genellikle çocuklarınızın tercihine bırakılan farklı renk alternatifleri ile birlikte gelir. Her ne kadar metal teller de hala kullanımda olsa da, daha az göründükleri ve daha estetik bir görünüm oluşturdukları için şeffaf ya da beyaz seramik teller daha çok tercih edilir. Dişlerin arkasına yerleştirilen, lingual teller bile vardır.

Şeffaf ve çıkartılabilir tellerden oluşan aligner türü diş telleri, dişler üzerinde plastik bir bant eşliğinde baskı uygular. Her ne kadar estetik açıdan uygun bir ortodonti tedavisi olsa da şeffaf aligner’ların her çocuğa uygun olacağını söylemek pek mümkün değildir.

Bazı çocukların daha farklı ortodonti apareylerine ihtiyaç duyabilmesi de mümkündür. Bunlardan bir tanesi kafa apareyleridir. Kafa apareyleri, yalnızca geceleri takılması tavsiye edilen, nal şeklinde bir telden oluşur. Arka dişlere yerleştirilen bu aparey, dişlerin hareket etmesi için diş tellerine oranla daha fazla kuvvet uygular. Bazı durumlarda uzman doktor, ağız içinde daha fazla alan yaratmak için bir ya da daha fazla dişin çekilmesini de tavsiye edebilir.

Teller takıldığı andan itibaren çocuğunuzu düzenli aralıklarla çocuk diş teli uzmanına götürmeli ve düzenli kontrollerin yapılmasını sağlayarak gerekli düzeltmelerin yapılmasını sağlamalısınız.

Çocuklarda Ortodonti Tedavisi Hakkında En Çok Sorulan Sorular

Başta çocuklarda ortodonti tedavi fiyatları olmak üzere çocuklar üzerinde uygulanan ortodonti uygulamaları hakkında anne-babaların kafasına takılan pek çok soru olabilmektedir. İşte onlardan bazıları ve uzman ağzından cevapları.

Diş telleri acır mı?

“Acımak” terimi diş telleri ve ortodonti tedavileri için fazla abartılı bir sözcük olabilir. Elbette çocuğunuz diş telleri takılırken ve takıldıktan sonraki ilk hafta biraz rahatsızlık hissedebilir; ancak bunu acı olarak tanımlamak pek doğru değildir. Dişlerin ve ağzın, içerisinde yabancı metal madde olmasına alışması, elbette belli bir süre alacaktır. Bu süreç boyunca ağızda, dişlerde ve genel olarak çene yapısında ufak ağrıların ve huzursuzluk yaratan hissiyatların olması oldukça olağandır. Ağız yapısı diş tellerine alıştıktan sonra çocuğunuz, diş teli takıyor olduğunu unutacak ve günledik rutinlerine kaldığı yerden devam edecektir.

Çocuğunuza diş teli takıldıktan sonraki ilk birkaç günlük süreçte meydana gelen her türlü ağrı ve acı, Tylenol tarzı bir ağrı kesici ile giderilebilir. Bununla birlikte ağzın içindeki tel, lastik ve braketler ağızda yaraların oluşmasına yol açıyorsa ortodonti uzmanı tellerin üzerinde yer alan keskin uçları kapatmak için özel bir madde de kullanmayı tercih edebilir.

Bir çocuğun tel taktırabileceği en erken yaş nedir?

Çocukların ortodonti tedavisi görmelerine yönelik asgari bir yaş bulunmamaktadır. Ortodonti tedavisi planı, tamamen çocuğunuzun bireysel ihtiyaçlarına göre değişecektir. Örneğin yarık dudak sendromu olan çocuklara ortodonti tedavisi, henüz ilk dişleri çıkmaya başladığı andan itibaren yapılır.

Bu tür sorunu olmayan çocuklarda tedavi yaşı 6-7 olarak belirlenmekte ve bazı özel durumlarda süt dişlerinin tamamen dökülmesi bile beklenmemektedir. Tekrar hatırlatmak fayda vardır ki her çocuğun ağız ve diş yapısı farklı olacağı için bireysel olarak ihtiyaç duyacağı ortodonti tedavileri de değişkenlik gösterecektir.

Çocuğumu bir ortodonti uzmanına ne zaman götürmeliyim?

Çocuk hastaların diş teli taktırabileceği yaş aralığı 9 ila 14 yaş arasındadır. Bununla birlikte belirtmekte fayda vardır ki çocuğunuzu kapsamlı bir diş muayenesi için en geç 7 yaşına kadar bir ortodonti uzmanına getirmiş olmanız gerekmektedir. Çene büyümesinde ve çıkmakta olan kalıcı dişlerde meydana gelebilecek tüm sorunlar, bu yaşa kadar çoktan baş göstermiş olmaktadır. En iyi ortodonti uzmanları, çocuğunuzun ağzında yer alan ağız ve diş sorunlarının, çocuğunuz henüz gelişim aşamasındayken halledilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu sayede hem daha çabuk iyileşme gösterebilir, hem de yetişkinliğinde daha az dişçi ziyareti yapmak zorunda kalır.

Diş tellerine alerjik olmak mümkün müdür?

Evet, böyle vakalar görülmüştür. Bazı insanlar nikel gibi belirli metallere karşı alerjik reaksiyon gösterebilirler. Bu tür durumlar meydana geldiğinde diş tellerinde daha farklı malzeme kullanımına başvurulur. Aynı şekilde hekimlerin kullandığı lateks eldivenlere karşı alerjisi olan çocuklar ve yetişkinler ile de karşılaşmak mümkündür. Bu tür alerjilerde durumun önceden diş hekimine belirtilmesi ve önlem alınması gerekir.

Tel takan çocukların hangi yiyecek ve içeceklerden uzak durmaları gerekir?

Her diş apareyi için geçerli olduğu gibi, diş telleri de oldukça hassas aparatlardır. Aparatın herhangi bir bölümünün kırılması ya da zarar görmesi, tedavinin başarısını doğrudan etkileyebilir. Yapışkan, aşırı sert ve çiğneme esnasında zorluk yaratan tüm yiyecek ve içeceklerden tedavi süresi boyunca uzak durmak gerekir.

Çocuğum ne kadar süre diş teli takmalı?

Çocuk hastalarda ortodonti tedavisinin süresi, vakadan vakaya farklılık gösterir. Bu süre, problemin kendisine bağlı olduğu gibi çocuğunuzun ne kadar işbirlikçi ve uysal olduğuna da bağlıdır. Standart ortodonti tedavi süreleri, genellikle 18 aydan başlar ve 36 aya kadar sürebilir. Çocuğunuzun büyüdükçe ve gelişim gösterdikçe bu süreler farklı zaman dilimlerine dönüşebilmektedir. Çocuğunuzun ortodonti tedavisi süresi, kapsamı ve tüm detayları hakkında en doğru bilgiyi elbette tedaviyi uygulayan hekiminiz verecektir.

Lazer İle Diş Beyazlatma Nedir? Nasıl Yapılır?

Çok yakın bir geçmişte diş beyazlatmanın tek yolu, onları hidrojen perioksit ya da benzeri bir solüsyonda banmaktı. Prosedürü ister bir diş hekimi muayenesinde, ister evde gerçekleştirmek mümkündü. Her iki şekilde de dişlerin tamamen beyazlaması birkaç haftayı alabiliyordu.

Diş beyazlatma giderek daha popüler hale geldikçe bazı diş estetiği hekimleri, beyazlatma solüsyonunun kimyasal reaksiyonunu hızlandırmak amacı ile lazer ve benzeri ışık teknolojileri kullanmaya başladı. Bu yolla dişler çok daha çabuk beyazlıyor ve dişçi muayenesine çok daha az ziyaret gerektiriyor. Perioksit beyazlatmanın aksine lazer diş beyazlatma, evde yapılamayan bir yöntem olup işinin uzmanı bir diş hekimi tarafından gerçekleştirilmesi gereken bir prosedür.

Lazer Diş Beyazlatma Nedir?

Her diş beyazlatma yönteminde olduğu gibi, lazerli diş beyazlatma yönteminde de diş beyazlatma jelinden çıkartılan oksijen iyonları baş roldedir. Bu iyonlar, nazik bir şekilde dişlerinizde zaman içerisinde meydana gelen lekeleri çıkartırlar. Lekelerin ortadan kaldırılmasında lazer, hızlandırıcı bir rol oynar. Özellikle tek bir dişin çevresindeki dişlere oranla daha farklı bir renk tonunda olduğu durumlarda işe yarayan lazer diş beyazlatma, en popüler diş beyazlatma yöntemleri arasında yer alır.

Lazer destekli diş beyazlatma, diş beyazlatma yöntemleri arasında seçebileceğiniz en etkili yöntemlerden biri olarak bilinir. Özellikle son yıllarda giderek popülerleşen bir beyazlatma yöntemi olan bu yöntem, aynı zamanda toplamda 1 saat kadar süren bir prosedür olduğu için zaman tasarrufu açısından da oldukça verimlidir.

Lazer Diş Beyazlatma Nasıl Yapılır?

Eğer siz de lazer diş beyazlatma yaptırmaya karar verirseniz, bilinçli bir hasta olarak prosedür öncesi işlemin nasıl yapıldığı ile ilgili birkaç ön bilgi almanızda fayda vardır. Lazer diş beyazlatma nasıl yapılır sorusunun cevabı, birden fazla aşamadan oluşan tedavi sürecinin detaylarında saklıdır.

Aşama 1: İlk Muayene ve Değerlendirme

Her şeyden önce belirtmekte fayda vardır ki hamile kadınların ve ergenlik çağındaki gençlerin tercihen lazer diş beyazlatmayı ertelemeleri gerekmektedir. Eğer bu konumda olan kişiler için dişlerdeki renk bozukluğu fazlasıyla büyük bir problem haline gelmişse, lazerli diş beyazlatma seansı esnasında diş estetiği hekimi ile birlikte bir de ortodonti uzmanının muayenede bulunuyor olması tavsiye edilir. Böylece istenmeyen durumların meydana gelmesi halinde ortodontist, anında müdahale edebilecektir.

İlk değerlendirme esnasında diş hekimi, diş etlerinizi kontrol edecek ve diş köklerinin önemli oranda açıkta olup olmadığını tespit etmeye çalışacaktır. Eğer diş kökleri gerçekten de olması gerektiğinden daha fazla açıktaysa, beyazlatma sırasında dişleriniz eşit bir biçimde beyazlamayabilir ve arada dengesizlikler oluşabilir. Bunun sebebi, diş köklerinin diş beyazlatma jellerine karşı dayanıklı olmalarıdır. Bu gibi durumlarda diş hekiminiz, size lazerli diş beyazlatmaya alternatif bir beyazlatma yöntemi önerebilir.

Aşama 2: Tedavi Öncesi Hazırlık

İlk muayene ve değerlendirmeler yapıldıktan, lazerli diş beyazlatmaya uygun bir aday olduğunuz tespit edildikten sonra sıra tedavi öncesi hazırlık aşamasına gelir. Bu aşamada diş hekimi dişlerinizi temizler. Temizlik esnasında tüm çürük ve boşlukların tedavi edilmesini ve doldurulmasını sağlaması gerekir, aksi halde diş beyazlatma solüsyonu çürükten içeriye doğru yol alarak dişin iç kısmına girebilir.

Aşama 3: İlaç Uygulaması

Diş temizleme işlemi ve dişlerin genel bakımı tamamlandıktan sonra sıra ilaç uygulamasına gelir. Kullanılan diş beyazlatma çeşidi ne olursa olsun, tedavi ilk etapta hassasiyete yol açabilir. Bu hassasiyet, özellikle hali hazırda hassas yapıda dişlere sahip olan kişilerde kendini daha fazla belli edebilir. Tam olarak bu nedenden dolayı diş hekiminiz size lazer diş beyazlatma uygulaması öncesi, steroid içermeyen, iltihap giderici bir ilaç yazabilir.

Aşama 4: Beyazlatma İşlemi

Lazerli diş beyazlatma seansına başlama zamanı geldiğinde, herhangi bir diş prosedürü ya da ortodonti tedavisi öncesinde olduğu gibi dişçi koltuğuna oturur ve uzanırsınız. Diş hekiminiz, lastik ya da plastik bir ağızlık kullanarak ağzınızın sürekli açık kalmasını sağlar. Ardından hekim diş etlerinize de özel bir bariyer takarak onları diş beyazlatma solüsyonunun yakıcı etkilerine karşı koruma altına alır. Diş etleri de tamamiyle koruma altına alındıktan sonra bir şırınga yardımı ile dişlerinizin ön kısmına diş beyazlatma bileşeni yerleştirilir. Bileşenin aktive edilmesi için kalem şeklinde bir lazer kullanılır. Bu lazer, lekeleri çıkardıkça bileşenin üstünde hafif köpürmeye yol açabilir.

Dişlerin tamamı lazerli diş beyazlatma işleminden geçtikten sonra diş hekimi, beyazlatma solüsyonunu tamamen dişlerinizden silmeden önce birkaç dakika kalmasını ister. Bu, daha kalıcı bir diş beyazlatmaya yol açan, ufak bir ipucudur. Ardından ufak bir vakum aracı kullanılarak diş beyazlatma bileşeninin tamamı dişler üzerinden alınır. Lazerli diş beyazlatma işleminin tam anlamıyla işe yaraması için dördünü aşama, üç kereye kadar tekrar edilebilir.

Seansın sonuna gelindiğinde ise ağzınızı tamamen çalkalamanız istenir ve diş eti koruyucusu dişlerinizden çıkartılır.

Lazerli Diş Beyazlatma Sonrası Bakım Nasıl Olmalı?

Lazerli diş beyazlatma yaptıranlar, işlem esnasında herhangi bir acı ya da ağrı hissetmedikleri hakkında geri bildirimde bulunmaktadırlar. Prosedür sırasında dişin iç kısmına, diş etlerine ya da diş köklerine herhangi bir müdahalede bulunulmadığı için oldukça rahat ve ağrısız geçen bir süreçtir. Bununla birlikte işlem sırasında ağzın 1 saat boyunca açık kalması, hastalarda bazen ağız uyuşması ya da rahatsızlık belirtilerine yol açabilmektedir. Bu gibi durumların da seansın sonunda birkaç dakika içerisinde kendi kendine ortadan kaybolduklarını belirtmekte fayda vardır.

Lazerli diş beyazlatma sonrası ne tür yiyecek ve içecekler tükettiğiniz, beyazlatmanın kalıcılığı ile doğrudan alakalıdır. Unutmamak gerekir ki lazerli diş beyazlatma ömür boyu kalıcı bir işlem değildir. Sigara, kahve, çay, asitli içecekler veya şekerli gıdalar tüketildiğinde dişlerin üzerinde yeniden lekelenme ve sararma oluşması gayet mümkündür. Dişlerinizin lazerli diş beyazlatma sonrasında olabildiğince uzun süreler ilk günkü gibi beyaz ve temiz kalması için bu tip yiyeceklerden uzak durmanız gerekmektedir. Dilerseniz ilk seanstan sonra yeniden bir beyazlatma seansı da planlayabilirsiniz; zira lazerli diş beyazlatma işlemi sonrası beyazlık, 6 ay ile birkaç yıla kadar sürebilmektedir.

Lazer destekli diş beyazlatma seansınız tamamlandıktan sonra ilk etapta dişlerinizde fazlaca hassasiyet hissedebilirsiniz. Bu oldukça normaldir, çünkü 1 saat kadar bir süre boyunca dişlerinize aralıksız olarak kimyasal bir madde uygulanmıştır. Bu durum, hastadan hastaya değişmekle birlikte, en hassas dişlere sahip hastalarda bile birkaç gün içerisinde etkisini yitirmektedir. Fazlasıyla rahatsızlık hissettiğiniz durumlarda diş hekiminizden size rahatlatıcı bir ilaç yazmasını talep edebilirsiniz. Özellikle diş etlerinizde beyazlık ya da yara gibi yan etkiler ile karşılaşırsanız, diş hekiminiz ile iletişime geçmeli ve bu durumu bir an önce düzelttirmelisiniz.

Eğer siz de lazerli diş beyazlatmaya hazır olduğunuzu düşünüyorsanız kliniğimiz ile iletişime geçebilirsiniz. Lazerli diş beyazlatma fiyatları, uygulanacak olan tekniğe, kişinin dişlerindeki lekelenme ve sararma yapısına ve kullanılacak olan malzeme miktarına göre farklılık gösterebilmektedir. Kliniğimiz ile iletişime geçerek en iyi lazer diş beyazlatma uzmanlarına erişebilir, bu işlemi yaptıran hastalardan lazer diş beyazlatma yorumlarını alabilir ve fiyatlar hakkında detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz.

Flap Operasyonu Nedir? Nasıl Yapılır?

Diş eti rahatsızlıkları ileri seviyeye ulaştığında diş etleriniz kadar dişleriniz de tehlike altına girer. Periodontal hastalıkların ileri aşamalara taşındığı durumlarda dişlerinizi çevreleyen kemik dokusu ve bağlar, yavaş yavaş zarar görmeye başladığı gibi diş kaybına dahi yol açabilir. Cerrahi olmayan periodontal tedaviler ile kontrol altına alınamadığı takdirde bu gibi durumlarda periodontal cerrahi devreye girer. Periodontal cerrahi prosedürleri arasında en sık başvurulan yöntem ise flap operasyonudur.

Flap cerrahi, günümüzde diş eti ceplerini düzeltmenin ve tedavi etmenin en etkili yöntemi olarak periodontal dünyaya liderlik etmektedir. Pekiyi bu diş eti cepleri nelerdir, diş eti cerrahisi gerektirecek periodontal rahatsızlıklar hangileridir ve flap operasyonu nasıl gerçekleştirilir, hepsi bu yazıda.

Flap Operasyonu Nedir?

Flap operasyonu, diş etlerinde oluşan cepleri düzeltmeye ve diş etlerini eski, sağlıklı formuna kavuşturmaya yönelik bir diş eti operasyonu olarak bilinir. Diş eti cepleri, diş eti hattının altında yer alan ve diş eti dokusunun dişten ayrılmaya başladığı noktaları ifade eden bir terimdir. Bu durum, zararlı bakterilerin üremeye başlayacağı ve temizlenmesi mümkün olmayan bir alanın oluşmasına sebebiyet verir. Bakteriler, dokularda enflamasyon oluşmasına yol açar ve diş etlerinde hassasiyete, kanamaya ve ağrıya neden olur. herhangi bir şekilde tedavi edilmezse bu sorun ciddi diş eti hastalıklarına, dişi destekleyen kemik dokusunun zarar görmesine ve tüm vücudu etkileyebilecek sistematik sağlık sorunlarına yol açabilir.

Dişlerde oluşan bu istenmeyen ceplerin tedavisinde ilk olarak diş taşı temizliği ve kök düzeltmesi yöntemleri kullanılır. Manuel ya da ultrasonik bir araç kullanılarak gerçekleşen bu tedavi, hastalığın kademesi nedeni ile her zaman işe yaramayabilir. Bu tip bir tedavinin etkili olmadığı noktada flap operasyonu devreye girer. Flap operasyonu, her ne kadar periodontal hastalıklara kalıcı bir çözüm teşkil etmese de, diş eti sağlığını korumayı çok daha etkili ve kolay hale getiren bir yöntemdir. Diş eti hastalıklarına karşı özellikle hassas ve meyilli bir diş yapınız olsa bile, uzman bir periodonti uzmanından alacağınız destek ile diş etlerinizi olabildiğince uzun süreler sağlıklı tutmanız mümkün olur.

Flap Operasyonu Ne İçin Yapılır?

Flap operasyonunun en temel amacı, diş etlerinde oluşan cepleri yok etmek ya da olabildiğince minimize etmektir. Ceplere ulaşmak için diş eti dokusuna kanatçık benzeri (İngilizce kanatçık anlamına gelen flap ifadesi buradan geliyor) bir kesi açılır. Bu kesi üzerinden hastalıklı dokular çıkartılır ve böylece diş kökleri, kapsamlı bir temizlik yapabilmek adına açığa çıkmış olur. Plak, tartar ve benzeri istenmeyen tabaka oluşumu temizlendikten sonra kanatçık kapanır ve bölge mühürlenir. Ardından da hızlıca gerçekleşecek olan iyileşme sürecine geçilmiş olur.

Flap operasyonunun bir diğer amacı ise, iltihap yüzünden kayba uğramış olan periodontal bağları ve kemik dokusunu restore etmektir. Bu amaca ulaşabilmek için, kemik graftı ya da büyümeye yol açan kimyasallar gibi, yüksek teknoloji yöntemler içeren farklı tekniklere başvurulabilmektedir. Elbette bu tip ileri seviye işlemler için hastanın uygun olup olmadığını belirlemek için alanında uzman bir periodontoloji uzmanı ile çalışmakta fayda vardır. Bu yaklaşımlar, diş etlerini normal formuna ve fonksiyonuna geri getirebildiği gibi daha sağlıklı ve güvenli bir diş koruması oluşturmaya yardımcı olur.

Flap Operasyonu Nasıl Yapılır?

Flap operasyonu genellikle lokal anestezi altında yapılır. Bazı özel durumlarda lokal anestezi ile birlikte hastaya oral yolla rahatlatıcı bir şurup ya da anti-aksiyete ilacı da verilebilmektedir. Bununla birlikte flap operasyonu için genel anestezi altına yatmak da bir alternatiftir. Anestezi etkisini gösterdikten sonra diş etini dişten ayırmak için ufak bir kesi açılır. Bu kesinin ufak bir kanat şeklinde olduğundan daha önce de bahsetmiştik. Dışta kalan diş eti dokusu, diş köküne, bağ dokularına ve kemik dokusuna erişim sağlanabilmesi açısından nazik bir şekilde geriye doğru yaslanır.

İlk aşama tamamlandıktan sonra sıra, iltihaplı diş eti dokusunun temizlenmesine gelir. Hastalıklı diş eti dokusu alındıktan ve diş kök temizlendikten sonra gerekli görüldüğü halde bölgeye antibiyotik tedavisi de uygulanabilir. Eğer kemiklerde hasar mevcutsa, graft materyali kullanarak hasarın giderilmesi yoluna gidilebilir.

Son olarak gerekli görülen tüm tedaviler yapıldıktan sonra açılan kesi kapanır ve flap operasyonu tamamlanmış olur. Alanında uzman bir doktor tarafından gerçekleştirildiği zaman flap operasyonunun başarı oranı oldukça yüksektir. Diş flap operasyonu, söz konusu periodontal hastalıklar ve iltihaplar olduğu zaman en sık başvurulan ve en etkili sonuçlara ön ayak olan yöntemler arasında sayılır.

Periodontal Flap Cerrahi Sonrası Bakım Nasıl Olmalı?

Flap operasyonu öncesi ve sonrası süreç, en az operasyonun kendisi kadar önem taşıyan bir dönemdir. Hastanın ameliyat öncesinde ve ameliyat sonrasında dikkat etmesi gereken belli başlı noktalar vardır. Bu noktalara dikkat edildiği ve diş hekiminin tavsiye etmiş olduğu kurallara uyulduğu sürece, flap operasyonu sonrası iyileşme sürecini minimum ağrı ve rahatsızlık ile atlatmak mümkün olmaktadır.

Flap operasyonunun çoğunluk üzerinde görülen herhangi bariz bir yan etkisi bulunmamaktadır. Bununla birlikte elbette bir tıbbi prosedür olduğu için, flap cerrahisi de beraberinde bazı dikkat edilmesi gereken hususları getirmektedir. Örneğin flap operasyonu sonrası sigara içmek kesinlikle yasaklanır, çünkü operasyonun tedavi ettiği hastalığın yeniden oluşmasını tetikleyen birincil etmen sigaradır.

Flap operasyonu öncesi, genel anestezi yapılma ihtimaline karşılık en az 12 saat öncesine kadar herhangi bir içecek ya da yiyecek tüketmemek gerekir. Bu, anestezi etkisi geçtikten sonra mide bulantısı ve baş dönmesinin oluşmasını önleyen bir ipucudur. Flap operasyonu sonrası ilk birkaç gün boyunca diş etlerinde hafif kızarıklık, şişkinlik ve hassasiyet hissedilebilir. Bu gayet doğal bir durumdur ve ağrı oluşması durumunda diş hekiminin yazmış olduğu ağrı kesici ilaçlara başvurulabilir. Üzerinde işlem yapılan dişlerin sıcağa ve soğuğa karşı hassasiyet göstermesi de oldukça normal karşılanan bir durumdur. Flap operasyonu sonrası oluşabilecek tüm yan etkiler, operasyondan sonra 1-2 hafta içerisinde kendi kendine ortadan kaybolacaktır. Beklenmedik bir kanama, kızarıklık, şiddetli ağrı ya da delici bir acı hissedildiği durumda ise doğrudan operasyonu uygulayan hekim ile iletişime geçmek gerekmektedir.

Flap operasyonu ile ilgili en çok merak edilen bir diğer soru da operasyon sonrası iyileşme sürecinin ne kadar sürdüğüdür. Kısa süreli ve basit bir işlem olmasına rağmen bir operasyon niteliği taşıdığı için flap operasyonu sonrası hastaların en az 1 gün istirahat etmesi tavsiye edilir. Bununla birlikte flap operasyonu sonrası hastanın tamamen iyileşmesi için 10-12 gün gibi bir süreye ihtiyacı olacaktır.

Flap Operasyonu Fiyatları Ne Civarda?

Flap operasyonu fiyatları, uygulamanın yapılacağı diş sayısına, iltihabın ilerleme seviyesine ve kişinin diş ve diş eti yapısına göre farklılık göstermektedir. Kliniğimizde en iyi periodontal cerrahi uzmanları ile görüşerek flap operasyonu için uygun bir aday olup olmadığınızı tespit etmeniz mümkündür. Eğer sizin de flap cerrahi prosedürlerinden geçmenizi gerektirecek düzeyde bir diş eti rahatsızlığınız varsa, hemen kliniğimiz ile iletişime geçebilir, flap operasyonu fiyatları hakkında detaylı bilgi alabilir ve hemen bir randevu oluşturabilirsiniz.

Çocuklarda Sedasyon İle Diş Tedavisi

Diş ağrısı çeken ya da diş problemleri ile karşı karşıya çocuklar, hangi yaşta olursa olursunlar tedaviyie ihtiyaç duyarlar. Bazen bu tedavi, sedasyon, yani genel anestezi yapılmasını gerektirebilir. Elbette bunun birden fazla sebebi olduğu gibi, sadece özel durumlarda başvurulan bir yöntem olduğunu bilmek gerekir. Çocuklarda sedasyon diş tedavilerinde zaman zaman kullanılan bir uyutma tekniğidir ve farklı koşullar altında başvurulabilir. Çocuğunuzun prosedür boyunca sabit kalmasını gerektiren durumlarda, ağız içinde birden fazla sorun olması durumunda ya da çocuğunuzun henüz “dişçi koltuğu” kavramı ile tam olarak barışamadığı ve dişçiden korktuğu vakalarda sedasyonla diş tedavisine başvurulabilmektedir.

Çocuklarda sedasyonla diş tedavileri nelerdir, uygulanan çocuk sedasyon çeşitleri hangileridir, sedasyon öncesinde ve sonrasında nelere dikkat etmeli gibi soruların cevaplarını arıyorsanız bu rehber tam size göre.

Çocuklarda Sedasyon ile Diş Tedavisi Yapmak Güvenli Midir?

Çocuklarda uygulanan diş tedavilerinde sedasyon yönteminin uygulanması üzerine zaman zaman çeşitli araştırmalar yapılmakta ve uzman görüşlerine başvurulmaktadır. Çocuklarda sedasyon ile diş tedavisi yaptırmak, çocuğunuzun güvenliği ve sağlığı açısından herhangi bir tehlike arz etmemektedir. Bununla birlikte ister çocuk ister yetişkin olsun; her hastada uygulanan sedasyon ve anestezinin belirli bir oranda riski bulunmaktadır; ancak en iyi diş hekimlerinin elinde, profesyonel ekipman ve malzemeler ile gerçekleştirildiği takdirde başarılı bir sedasyonlu diş tedavisi gerçekleştirmek mümkündür.

Çocuk Hastalarda Sedasyon Çeşitleri Nelerdir?

Çocuğunuz ile diş hekimine gittiğiniz zaman diş hekimi, önce çocuğunuzun dişlerini muayene edecek ve var olan sorunları tespit etmeye bakacaktır. Sorunlar tespit edildikten sonra, yukarıda saymış olduğumuz sebeplerden herhangi biri yüzünden çocuğunuza uyutarak diş tedavisi uygulaması gerekebilir. Bu gibi bir durum ile karşılaşmaya yönelik hazırlıklı olmak adına önceden çocuklarda sedasyon türleri hakkında bilgi edinmeniz önemlidir. Çocuklarda sedasyon ile diş tedavileri esnasında kullanılan başlıca sedasyon yöntemlerini şu şekilde sıralamak mümkündür:

  1. Azot Protoksit (Kahkaha Gazı): Kahkaha gazı ya da diğer adı ile nitröz oksit olarak da bilinen bu yaz, çocuklara uygulanan sedasyon yöntemleri arasında en hafifi olarak bilinir. Çocuk, bu gazı bir miktar oksijen ile birlikte solur. Gaz etkisini göstermeye başladıktan sonra çocuk çoğunlukla uykuya dalmaz, ama gazın rahatlatıcı etkisi altına girer. Çoğu çocukta ufak bir baş dönmesi etkisi ve tabiri caizse “şapşallık” etkisi yaratabilir. Bu gazın etkisinden hoşlanmayan çocuk sayısı oldukça azdır.
  2. Hafif Sedasyon: Bir ya da birden fazla ilacın kombinasyondan oluşan bu sedasyon uygulaması, yetişkin çocuklarda ya da yetişkinlerde kullanılır. Çocuğunuz bir yandan uyanıkken diğer yandan fazlaca sakin bir fiziksel hale bürünecektir. Bu sedasyon yönteminde çocuk, diş hekiminin ondan yapmasını istediği şeyleri çoğunlukla yapabilecek konumdadır. Tedaviden sonra çocuğunuz diş hekiminde geçirdiği süre boyunca yaşadıklarını hatırlamayabilir bile. Bu, oldukça normal bir durumdur ve hafif sedasyonda uygulanan ilaçların en yaygın yan etkilerindendir. Hafif sedasyonun diş hekimleri tarafından uygulanmasında herhangi bir güvenlik sakıncası yoktur; zira çocuk bu sedasyon etkisi altındayken yüzde yüz uyanıktır.
  3. Orda Düzeyde Sedasyon: Orta düzeyde sedasyonun etkisi altındayken çocuğunuz daha uykulu bir hal alacaktır, ancak yine de diş hekiminin ondan yapmasını istediği şeyleri yapabilecek konumda olacaktır. Çocuk kendi başına nefes alıp verebilir ve kolaylıkla geri uyanır. Bu sedasyon çeşidinde de çoğu çocuk, prosedür sırasında yaşananları hatırlamayacaktır. Bazı durumlarda dişçi ofisine gelindiğini bile hatırlamakta güçlük çekebilir; bu da orta düzeyde sedasyonun oldukça olağan bir yan etkisidir.
  4. Derin Sedasyon: Derin sedasyon uygulanabilmesi için çocuğa bir damaryolu açılması ve damardan ilaç verilmesi gereklidir. Bu sedasyon işlemi tamamlandıktan sonra çocuk derin uykuya dalar. Genel anestezi kadar ağır olmadığı için derin sedasyon altında uykuya yatan çocuklar, prosedür esnasında hareket edebilir ya da çeşitli sesler çıkartabilirler. Çocuğunuz kendi başına nefes almakta güçlük çekebileceği için diş hekimi ile birlikte odada çocuğun kalp atışlarını, tansiyonunu, oksijen saturasyonunu ve kalp ritmini takip edecek bir profesyonel yetkili daha bulunmalıdır. Yetkili, prosedür tamamlanana ve çocuk tamamen sedasyonun etkisinden kurtulana kadar hasta ile birlikte kalmalıdır. Yine bu yetkili kişi, çocuğun tedavi sonrası eve gidip gidemeyeceği belirleyecek olan kişidir.
  5. Genel Anestezi: Çocuklarda sedasyon ile diş tedavisi türleri arasında en ağırı ve en etkilisi olan genel anestezi, kesinlikle anestezi verme konusunda uzman olan, profesyonel olarak bu iş ile uğraşan kişiler tarafından verilmelidir. Genel anestezi altındayken çocuğunuz tamamen uykuda olacak ve hiçbir acı ya da ağrı hissetmeyecektir. Diş tedavisi öncesi anestezi, dişçi muayenesinde verilebileceği gibi daha kapsamlı ekipmanlara erişim sağlamak açısından bir hastanede de verilebilir. Bu sedasyon türünde de muayenede daima çocuğun kalbini ve diğer vital bulgularını takip edecek bir yetkili olması zorunludur.

Sedasyondan Önce…

Sedasyonla diş tedavisi yapılmadan önce ebeveynlerin tam olarak hangi işlemlerin yapılacağını bilmeleri, dolayısıyla da çocuklarını doğru ve dengeli bir biçimde bilgilendirmeleri gerekmektedir. Örneğin çocuğa sedasyonla diş çekimi yapılacaksa, anne veya baba öncelikli olarak prosedürün nasıl gerçekleşeceğini diş hekiminden öğrenmeli, ardından da çocuğu korkutmayacak şekilde bilgilendirmelidir. Doğru bir şekilde, güvenilir ve işini profesyonel biçimde yapan doktorların elinde gerçekleştiği zaman sedasyonun zararları ortadan kalkmakta ve tedaviden başarılı sonuçlar elde edilmektedir.

Eğer diş tedavisi öncesinde sedasyon uygulanacaksa, ne tür bir sedasyon uygulanacağı tespit edilmeli ve buna göre önlem alınmalıdır. Örneğin tedavi öncesinde belirli bir süre herhangi bir şey yemek ya da içmek yasaksa, çocuğa da bu şekilde ön bilgi verilerek bu kurallara uyması sağlanmalıdır.

Sedasyon Sırasında…

Sedasyon ile diş tedavisi yaptıranlar, tedavi sırasında hem çocuk hasta hem ebeveyn için en önemli noktanın, hekim tarafından aşılanan güven olduğunu vurguluyor. Çocuk sedasyon altındayken tansiyonu, kandaki oksijen seviyesi, vücut ısısı ve kalp atışları daima kontrol edilmeli, tedavi için güvenli bir ortam oluşturulmalıdır. Anne ve babanın panik yapmaması ve durumu olağan karşılaması da diş hekiminin daha salim bir ortamda çalışabilmesine olanak sağlayacaktır.

Sedasyondan Sonra…

Çocuk sedasyondan uyanırken normal şartlar altında anne ve babanın muayene odasında bulunması tavsiye edilir. Çocuk, alışık olduğu ortamın dışında şartlarda uyanacağı için bazen kafası karışabilir, kızgınlaşabilir ya da morali bozulabilir. Bu gibi durumlarda tampon görevi görecek olan, çocuğun en güvenilir iki kaynağı olan anne ve baba, tercihen muayene odasında onunla birlikte olmalılar. Çocuğuna sedasyon yaptıranlar, tedavi bitiminde çocuk sedasyondan uyanırken en çok ihtiyaç duyduğu şeyin ebeveyn desteği olduğunu belirtmektedirler.

Sedasyonun en yaygın yan etkileri arasında mide bulantısı yer almaktadır. Baş dönmesi, uyku hali ve fiziksel koordinasyonda eksiklik, hangi düzeyde sedasyon yapılmış olursa olsun yine bu tip tedavilerde sıklıkla karşılaşılan yan etkilerdir. Sedasyon ile diş tedavisi sonrası ilk gün, çocuğun tercihen okula gitmemesi ve evinde dinlenmesi tavsiye edilir.

Sedasyonun etkisinin hemen akabindeki ilk 2-3 saat, çocuk çok sıkı bir şekilde takip altına alınmalıdır. Eğer aşırı düzeyde bir ağrı, kusma, ateş ya da şiddetli kanama gibi belirtiler oluşursa derhal diş hekimi ile iletişim kurulmalıdır.

1 2 3 4