Pedodonti – Çocuk Diş Hekimliği

Çocuk diş hekimliği, diğer adı ile pedodonti, yalnızca çocukların ağız ve sağlığını ele alan bir diş hekimliği alt branşıdır. Çocuk diş doktoru ise bebeklikten ergenlik yaşına kadar sadece çocukların ağız ve diş sağlığı ile ilgilenen bir diş hekimi olarak karşımıza çıkar. Pedodontist, süt dişlerinin dökülmesinden az dişlerinin çıkmasına, ağız hijyeninin sağlanmasından oluşabilecek çürükleri önlemeye kadar, çocuğun diş ve ağız sağlığına dair her türlü öngörü, işlem ve tedaviyi yapmaktan sorumludur. Çocuğunuzu herhangi bir diş hekimine emanet etmeden önce hekimin çocuk ağız ve diş yapısı hakkında bilgi sahibi olduğundan, hangi tedavi yöntemlerinin çocuklar için uygun olduğunu bildiğinden ve çocuk diş hekimliği konusunda deneyime sahip bir hekim olduğundan emin olmanız gerekmektedir. Diş çıkarma, diş çürüğü ya da diş gıcırdatma gibi problemler, bir pedodonti uzmanı tarafından ele alındığı zaman çok daha etkili ve olumlu sonuçlar meydana getirecektir.

Neden Pedodonti?

Çocuğunuzu ilk diş muayenesi için onu bir diş hekimine götürürken özellikle bir pedodonti doktoruna götürmek aklınıza gelmeyebilir; ne de olsa her bir diş hekimi çocuğunuzu muayene edebilecek kapasitede ve yetkinlikte sayılmaktadır. Öte yandan bilmenizde fayda vardır ki çocukların ağız ve diş yapısı, yetişkinlerin ağız ve diş yapısından oldukça farklıdır; bu da yalnızca çocuklar üzerinde uzmanlaşmış bir pedodontistin özel tecrübe ve ilgisini gerektirmektedir. Çocuk diş hastalıkları alanında uzmanlaşmak, diş hekimliği eğitiminin yanı sıra ekstradan bir eğitim talep ettiği gibi daha detaylı bilimsel araştırmalar ve bolca tecrübe gerektirir. Bu ihtisasın içerisinde çocuk gelişimi, çocuk psikolojisi, çocuklarda anestezi ve pediatri gibi özel dersler ve konular bulunmaktadır.

Pedodonti uzmanları, genel diş hekimlerine benzer işlemler ve tedavi yöntemleri uygulamaktadır. Ancak ihtisas dönemleri boyunca aldıkları özelleştirilmiş eğitim sayesinde başta bebekler, çocuklar ve ergenlik çağındaki gençler olmak üzere farklı ağız yapılarında meydana gelebilecek çeşitli zorlu durumlar ile başa çıkabilecek kapasitede ve yetkinliktedirler. Çocuklar, diş muayenelerine ve diş tedavilerine farklı şekillerde tepki verebilmektedirler. Bununla birlikte dişçiye gitmeye alışkın olmayan bir çocuk, muayene öncesi korku ve endişe hissedebilir. Bu gibi durumlarda söz konusu hekimin hem çocuğun davranışları ile nasıl başa çıkması gerektiğini bilmesi, hem de gerekli durumlarda sedasyon ya da genel anestezi gibi önlemleri alabilmesi elzemdir.

Bir Pedodonti Uzmanı Hangi Tedavi & İşlemlere Bakar?

Pedodonti eğitimi ve klinik uygulamaları, çocukların diş ve ağız sağlığı ile ilgili pek çok farklı tedavi yöntemini içermektedir. Bir pedodontistin ilgilendiği ana uzmanlık alanlarını şu şekilde sıralamak mümkündür:

– Koruyucu diş hekimliği uygulamaları

– Koruyucu ve durdurucu ortodonti tedavileri

– Ağız ve diş hijyeni eğitimi

– Sağlıklı beslenme eğitimi

– Ebeveynlerin pedodonti hakkında bilinçlendirilmesi

– Süt ve kalıcı dişlerde meydana gelen çürüklerin tedavisi

– Çocuk diş kırığı, çıkığı ya da çatlağı gibi durumların tedavisi

– Zorunlu kalınan durumlarda çocuk diş çekimi

– Diş kaymalarını önleyen, yer tutucu tedavi yöntemleri

– Çocuğun diş gıcırdatması ya da diş sıkması durumunda önleyici tedavi teknikleri

– Spor yapan çocuklara özel, koruyucu ve önleyici ağız plakları uygulaması

– Çocuklarda diş eti hastalıkları tedavisi

– Genetik olarak oluşabilecek problemlere karşı tedavi üretimi

Kısacası bir pedodonti uzmanının, çocuğun doğumundan itibaren ergenlik çağına kadar karşı karşıya kalabileceği tüm ağız ve diş problemlerine baktığını söylememiz mümkündür. Bu süreçte çocuğunuzun seveceği, güvenebileceği ve ziyaret etmekten korkmadığı bir pedodonti uzmanı ile çalışmanız, büyüdüğünde de diş hekimleri ile arasının iyi olmasına, ağız ve diş sağlığını daima korumasına ve gerektiğinde diş hekimine gitme kararını alabilmesine vesile olur.

Çocuklarda Ağız ve Diş Sağlığı Hakkında Merak Edilen Sorular

Bir çocuk sahibi olmak, sınırsız sayıda sorumluluğu da beraberinde getirmektedir. Tıpkı sağlığının her alanında olduğu gibi, ağız ve diş sağlığının da en iyi şekilde muhafaza edilmesini ister, dolayısıyla da alabileceği en iyi bakımı ve hizmeti almasını istersiniz. Ancak çoğu zaman anne-babalar – özellikle ilk defa çocuk sahibi olanlar – söz konusu çocuklarının ağız ve diş sağlığı olduğu zaman cevap bulmakta zorlandıkları sorular ile baş başa kalıyor. İşte o sorulardan bazıları ve uzman diş hekimlerimiz tarafından verilen yanıtları.

Bebeğimin süt dişlerini temizlemek için ne kullanmalıyım?

Ufak bir başlığı olan, yumuşak fırçalı bir diş fırçası, bebeğinizin dişlerinde çürüğe yol açabilecek bakteri plağını çıkartmaya yeterlidir. Bebeğinizin dişlerini, günde 1 defa yatmadan önce fırçalamanız kafidir.

Bebeğimi ilk diş muayenesine ne zaman götürmeliyim?

İleride oluşabilecek ağız ve diş problemlerini önleyebilmek ve koruyucu önlemler alabilmek adına, bebeğinizi 1 yaşını doldurur doldurmaz bir pedodontiste götürmeniz gerekir. İlk dişi bu vakitten önce çıkarsa, diş çıkar çıkmaz da bir çocuk diş doktoruna görünmekte fayda vardır. Böylece doktor, çocuğunuzun ağız gelişimini gözlemleyerek erken teşhis ve tedavi yöntemlerine başvurabilir, size de ebeveyn olarak çocuğunuzun diş bakımı ile ilgili üstünüze düşen görevleri belirtmiş olur.

Bebeğimi ilk diş muayenesi için nasıl hazırlayabilirim?

Muayeneye gelmeden önce pedodontist ile görüşerek tam olarak ne tür prosedürlerin gerçekleşeceği hakkında detaylı bilgi alın; böylece muayeneye geldiğiniz ne siz ne de çocuğunuz herhangi bir sürpriz ile karşılaşmaz. Çocuğunuzun doktor muayenesi ziyareti esnasında verebileceği reaksiyonları önceden tahmin ederek kafanızda bir hareket planı taslağı belirleyin. Böylece beklenmedik durum ve tepkiler ile karşılaştığınızda çözüm konusunda daha hazırlıklı ve sakin olursunuz. Çocuğunuza beklentilerini ayarlayabilmesi adına nereye ve ne için gidiyor olduğunuz anlatmayı, aynı zamanda doktora yardımcı olması açısından yanınızda çocuğunuzun tıbbi geçmiş kayıtlarını da getirmeyi unutmayın.

Süt dişleri bakımı nasıl olmalıdır?

Süt dişleri bakımı söz konusu olduğunda bakıma daha dişler çıkmadan başlamak gerektiğini söylemekte fayda var. Düzenli aralıklarla bebeğinizin diş etlerini ılık bir ıslak bezle temizleyin ve baş parmağınıza geçen özel bebek dişliklerinden yardım alarak bebeğinizin diş etlerine masaj yapın. Çoğu anne-baba, nasıl olsa düşecekleri için süt dişlerine pek fazla önem vermemekte; ancak gerçek şu ki süt dişleri, bebeğinizin yemek yemesine ve konuşmasına yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda yerlerine gelecek kalıcı dişler için de yer tutarlar. Bu yüzden de süt dişlerine de en az kalıcı dişler kadar özen göstermeli, onları düzenli olarak fırçalamalı ve bakımını yapmalısınız.

Bebeğimin diş ağrısı olduğunda ne yapmalıyım?

Özellikle süt dişleri ilk çıkmaya başladığı dönemde bebeğiniz rahatsız edici diş ve diş eti ağrıları ile karşı karşıya kalabilir. Ağrısını azaltmak için öncelikle ağrıyan tarafı ılık tuzlu su ile çalkalamalı, ardından da yüzünde şişkinliğe yol açmışsa o kısma doğru soğuk kompres uygulamalısınız. Süt dişleri çıkarken bebeğinizin ağrı ve rahatsızlık hissetmesi oldukça normaldir; ancak anormal şiddette ve sonlanmayan bir ağrı ile karşı karşıya kaldığınız zaman mutlaka diş hekiminizi ziyaret etmeniz gerekmektedir. Bununla birlikte süt dişlerinin çıktığı dönemde diş eti kaşıntısı ile karşı karşıya olan bebeğinizi rahatlatmak için de kaşıntı giderici oyuncak ve araçlar ile onu oyalamanız mümkün.

Çocuğumu ne sıklıkla pedodontiste götürmeliyim?

Süt dişleri çıkmaya başladıktan sonra bebeğinizi her 6 ayda bir çocuk diş hekimine götürmeniz ve muayene ettirmeniz tavsiye edilir. Bununla birlikte kliniğimizdeki çocuk diş doktorları, çocuğunuzun diş gelişimine ve ağzında oluşabilecek sorunlara göre size özel bir muayene düzeni belirlemek de isteyebilir.

Bebeğimin beslenme rejimini nasıl diş sağlığına uygun hale getirebilirim?

Başta diş sağlığı olmak üzere bebeğinizin genel sağlığı ve zindeliği için dengeli bir diyete sahip olması şart. Meyve, sebze, ekmek, süt ve süt ürünleri, yumurta, balık ve et, bebeğinizin beslenme diyetinde mutlaka bulunması gereken besinlerin başında gelmektedir. Şekerli ve nişastalı yiyeceklerin tüketimi ise minimuma indirmeli, böylece çocuğunuzun dişlerinde meydana gelebilecek çürükler büyük ölçüde önlenmiş olmalı.

Çocuğum düşüp kalıcı dişlerinden birini kaybettiğinde ne yapmalıyım?

Bu gibi durumlarda her şeyden önce dikkat etmeniz gereken şey, sakin olmaktır. Eğer bulabiliyorsanız, kopan dişi bulun, kökünden tutmamaya özen göstererek bir bardak süte yerleştirerek bir an önce pedodonti uzmanının yolunu tutun.

Diş röntgenleri çocuğum için zararlı mı?

Son teknolojik gelişmeler ile birlikte günümüzde gerçekleştirilen röntgen çekimleri – diş röntgenleri de dahil – çok minimal düzeyde radyasyon ve zararlı ışın riski taşır. Pedodontistler özellikle çocuklara uygulanan diş röntgenlerinde sınırlayıcı ve dikkatli davrandıkları için çocuğunuzun gereğinden fazla radyasyona maruz kalmasını engellerler. Özel çocuk diş hekimliği muayenelerinde kullanılan modern ve seri çekim teknikleri sayesinde bebeğinizin diş röntgenini çektirmeniz mümkündür. Bununla birlikte bilmenizde fayda vardır ki hiçbir pedodontist, gerçekten zaruri olmadığı sürece çocuğunuzdan diş röntgeni almayı talep etmeyecektir.

Eğer siz de çocuğunuz için uygun bir pedodonti uzmanı arıyorsanız, İstanbul Avrupa yakasında bulunan kliniğimiz ile iletişime geçebilirsiniz. Alanında uzman ve tecrübeli çocuk diş hekimleri ile biricik yavrunuz için en kaliteli ve en profesyonel dişçilik hizmetini almanız mümkündür.

Periodontoloji – Diş Eti Hastalıkları Tedavisi

Erken aşamalı diş eti hastalıkları, gerekli önlemler alınmadığı ve zamanında tedavi edilmediği takdirde çok daha ciddi diş eti problemlerine yol açabilir. Eğer siz de herhangi bir diş eti hastalığı sahibi olduğunuzdan şüpheleniyorsanız, yalnız değilsiniz. Yıl içerisinde kliniğimize diş eti tedavisi için gelen hasta sayısı bir hayli yüksek. Peki bu diş eti rahatsızlığına yol açan sebepleri, ne zaman endişelenmeniz gerektiğini ve herhangi bir diş eti sorunu ile karşı karşıya kaldığınız zaman ne yapmanız gerektiğini biliyor musunuz? Şimdi öğrenme zamanı.

Diş Eti Hastalıkları Çeşitleri Nelerdir?

1. Diş Eti İltihapları

Diş eti iltihabının erken aşamaları gingivit olarak da bilinir. Diş eti iltihaplarının en yaygın sebebi ise elbette zayıf ağız ve diş bakımıdır. Söz konusu diş eti rahatsızlıkları olduğu zaman en sık rastlanan hastalığın bu olduğunu söylemek mümkündür. Gingivit, çene kemiğini çerçeveleyen pembe gingivaya ve diş etinin yumuşak dokusuna zarar vermekle birlikte kemiği ya da dişin kaynama mekanizmasını etkilemez. Lokal gingivit ile karşılaşabileceğiniz gibi yayılabilen gingivit ile baş etmek durumunda da kalabilirsiniz.

Belirtiler:Kızarıklık, şişkinlik, diş eti ağrısı, fırçalandığında ya da dokunulduğunda meydana gelen diş eti kanaması.

2. Kronik Periodontit

Bu, bir diş eti enfeksiyonu olan gingivit ile kıyasla daha ciddi bir diş eti sorunu olarak karşımıza çıkar. Kronik periodontitte işin içine diş etini destekleyen kemik de girer ve dişin tutunma mekanizması da bu süreçte etkilenebilir. Genel olarak kronik periodontit, yerel mi yoksa yayılmış mı olduğuna ve ağız içi kemiklere oluşturduğu tehlikeye göre sınıflandırılmakta ve tedavi edilmektedir. Bu tip diş eti rahatsızlığının oluşturduğu en büyük risk, diş etine bağlı olan dişin kaybedilmesidir. Dişin kaybedilme riskinin oranı ise çekilecek bir diş röntgeni ile belirlenebilir. Unutmamak gerekir ki bazı kronik periodontitler, zamanında tedavi edilmemiş veya yanlış tedavi edilmiş gingivitten dolayı meydana gelebilir; bu yüzden de hiçbir diş eti iltihabını hafife almamak gerekir.

Belirtiler:Kızarıklık, şişkinlik, diş eti kanaması, 5 milimetreden daha derin diş cepleri, kemik tahribi, dişte gevşeklik ve dişler arasında giderek açılan boşlukların oluşumu.

3. Periodontal Apse

Periodontal apse, ya da diğer adı ile diş eti apsesi, diş eti dokusunda, diş eti ceplerinde ya da diş kökü çatalında meydana gelebilecek yerel apseli bir enfeksiyon olarak bilinir. Diş eti apseleri, dişin tutunma mekanizmasını göz açıp kapayıncaya kadar tahrip ederek ilgili dişin düşmesine yol açabilir.

Belirtiler:Diş eti cebinde ya da diş kökü çatalında gözle görünür, pürüzsüz ve parlak bir şişkinlik, iltihaplı akıntı, ağrı, dışarıdan dokunmaya karşı hassasiyet, dişlerde gevşeklik ve çene kemiğinde ağrı.

4. Perio-Endo Lezyonlar

Dişlerdeki pulpa dokusu, sinirler ve damarlar, dişi çerçeveleyen ve destekleyen dokular ile bağlantılı olduğu için bazen diş köklerinde başlayan bir enfeksiyon diş etlerine taşabilir; ya da tam tersi. Bu gibi durumlarda tedavi, endodonti tedavisi ve periodontoloji tedavisi birlikte olmak üzere kombine edilmelidir.

Belirtiler:Şişkinlik, diş köklerinden doğan şiddetli ağrı, soğuk ve sıcağa karşı hassasiyet.

5. Diş Eti Çekilmesi

Kronik periodontitin bir sonucu olarak bazı durumlarda diş kökünün boynu dışarıya açık hale gelebilir; bu da diş etinin geriye çekildiği anlamına gelir. Diş eti çekilmesi bazen aşırı düzeyde diş fırçalama yüzünden de meydana gelebilir. Bu gibi durumlarda estetik çözümlerden çok öncelikli olarak diş kökünü dışarıya çıkmaya zorlayan sebepler tedavi edilmelidir.

Belirtiler:Diş kökünün baş kısmının görünür olması, dişin olduğundan daha uzun görünmesi, estetik dışı bir görüntü oluşumu, sıcak ve soğuğa karşı aşırı duyarlılık.

Diş Eti Rahatsızlıkları Nasıl Önlenir?

Bir diş eti enfeksiyonu ile karşı karşıya kaldığınız durumlarda öncelikli amacınız, enfeksiyonun gingivit aşamasından öteye gitmesini önlemek olmalı. Bununla birlikte gingivit de dahil olmak üzere bütün diş eti rahatsızlıklarını kendinizden mümkün olduğunca uzak tutmak için diş eti bakımında almanız gereken önlemler de yok değil:

1. Etkili ve kaliteli ağız ve diş bakımı uygulayın.

Diş eti rahatsızlıklarını önleme süreciniz, doğru ve düzenli ağız ve diş bakımı yapmanız ile başlar. Günde iki kere dişlerinizi fırçalamak, düzenli aralıklarla diş ipi kullanmak ve ağzınızı hijyenik ağız suları ile çalkalamak, standart diş bakımı rutininizin bir parçası olmalıdır. Dişlerinizi fırçalarken diş etleriniz konusunda hassas olmalı ve fırçayı aşırı derecede sert hareketlerle kullanmaktan kaçınmalısınız. Başka bir deyişle diş eti hattını fırçalarken uyguladığınız kuvvet, diş yüzeylerinizi fırçalarken uyguladığınız kuvvetten daha az olmalı. Bununla birlikte dişlerinizin arasında kalan yiyeceklerin sadece dişlerinize değil, aynı zamanda diş etlerinize de zarar verebileceğini unutulmamalıdır. Çoğu diş eti rahatsızlığı da tam olarak dişlerin arasında kalan ve diş etlerini aşındıran gıda birikintileri yüzünden oluşur. Dişlerinizin arasında kalan yiyecekleri kürdan ya da diş ipi yardımı ile almanız ve arada kalan yiyecek olmadığında bile diş ipi ile diş aralarınızı temizlemeniz, diş eti bakımında uygulamanız gereken en önemli adımlardan.

2. Diş eti hastalıkları ile karşı karşıya kalma riskinizi azaltın.

Diş etinizde oluşabilecek hastalık riskleri ile ilgili bir diş hekimi ya da bir periodontoloji uzmanı ile konuşmanızda fayda var. Eğer sigara içiyorsanız, diş eti sağlığınızı koruyabilmeniz için bırakmak, uygun bir alternatif olabilir. Sağlıklı ve dengeli bir beslenme rejimi, diş etlerinizi daha sağlam ve kuvvetli hale getirebilir. Yemekten hemen sonra şekersiz sakız çiğnemek de ağız içindeki tükürük dolaşımını sağlar ve dişlerinizde birikmiş kalıntıların çözülmesine yardımcı olur. Şeker tüketiminizi azaltmak ve taze sebze-meyve tüketiminizi artırmak da diş eti sağlığınızı kuvvetlendirebilecek diğer etmenlerden.

3. Düzenli olarak diş hekiminizi ziyaret edin.

Kusursuz ağız ve diş sağlığı söz konusu olduğunda diş hekiminiz, bu konudaki bir numaralı destekçinizdir. Bununla birlikte düzenli olarak dişçi muayenesine gittiğiniz zaman sizin göremediğiniz diş ve diş eti sorunlarını hekiminiz çok daha net bir şekilde tespit edebilir ve erken tedavinin yolunu açabilir. Unutmayın ki erken tedavi edilen diş eti rahatsızlıkları, hastaya minimum düzeyde ağrı, estetik kaygı ve maliyet oluştururken geç kalınmış diş eti tedavileri hastanın hem sağlığına hem de cebine ciddi oranda zarar verebilir. Diş eti hastalıklarına en iyi çözümü yine diş eti hastalıklarında uzmanlaşmış bir diş hekimi sunacaktır.

Diş Eti Estetiği Nedir?

Diş eti söz konusu olduğunda en sık başvurulan branşlardan biri de diş eti estetiği uygulamalarıdır. Diş eti ile ilgili meydana gelen sorunlar yalnızca enfeksiyon ve iltihap ile sınırlı değildir; çoğu durumda hastalar, diş etlerinin estetik görünümü konusunda da en az hastalık kadar endişe ve stres duyabilmektedir. Bu gibi durumlarda devreye giren diş eti doktoru, estetik açıdan hastayı memnun etmek için farklı tedavi yöntemlerine başvurabilmektedir. İşte onlardan bazıları:

1. Diş Eti Botoksu

Eğer gülümsediğinizde diş etleriniz 2 mm ve daha fazla olacak şekilde görünüyorsa, diş eti ile gülümseme söz konusu olabilir. Bunun temel nedenleri arasında aşırı hareketli üst dudak, yetersiz sürmüş dişler ve üst çenenin normalde daha fazla dikey yönde gelişmiş olması yer alır. Bu gibi durumlarda en etkili çözüm ise diş eti botoksudur. Burun kanatlarının yan sınırından yanlara doğru yapılan botoks enjeksiyonu sayesinde diş etleriyle gülümseme sorunundan kurtulmak mümkündür.

Tedavi, enjeksiyon yapılacak bölgeye uyuşturucu krem sürülmesi ve 5 dakika kadar beklenmesi ile başlar. Botoks enjeksiyonu yapılmadan önce ya da yapıldıktan sonra buz uygulaması yapılabilir; böylece uygulama sonrasında herhangi bir şişlik ya da morluk gözükmez. Tedavinin sonucunu ise tedavi bitimini takip eden ilk 2-3 gün sonunda gözle görünür bir biçimde almak mümkündür. Tedavinin kalıcılığını sağlamak için ise bu yöntemin 4 ila 8 ayda bir tekrarlanması gerekmektedir.

2. Diş Eti Düzeltilmesi

“Pembe estetik” olarak da bilinen diş eti estetiğinin bir diğer alanı da diş eti düzeltmesidir. Diş eti beyazlaması ya da diş eti büyümesi gibi sorunlarda devreye giren yöntemler, diş etlerinin çok daha estetik ve doğal görünmesine amaçlayan tekniklerden meydana gelir. Gingivektomi diş etinin kesilmesini ve küçültülmesini ifade ederken gingivoplasti, yamuk ya da çarpık duran diş etinin düzeltilmesi anlamına gelmektedir. Diş eti çekilmesi nedeni ile oluşan pembe estetik problemleri ise yeni doku oluşumu ve tamiri işlemleri ile, yani rejenerasyon tekniği ile düzeltilebilmektedir.

3. Flap Ameliyatı

Flap ameliyatı, kemik yıkımının ilerlediği durumlarda diş eti dokusu altındaki kemiğe doğrudan müdahale edebilmek adına gerçekleştirilir. Bununla birlikte diş eti dokusunda oluşmuş diş eti ceplerini uzaklaştırmak için de yapılan flap operasyonu, basit bir lokal anestezi ile tamamlanır ve hastaya herhangi bir ağrı teşkil etmez.

İşlem sırasında diş eti dokusu kaldırılır, cep dokusu elimine edilir, kemikteki düzensizlikler giderildikten sonra da gerek duyulduğu halde oluşan bozukluklar, kemik tozları kullanılarak tedavi edilir. Diş etinde ve kemikte meydana gelen hastalığın boyutuna göre sınıflandırılan bu işlem, doktorun talimatlarına ve tavsiyelerine uyulduğu sürece hiçbir yan etki göstermeden tamamlanabilmektedir.

Kliniğimizde sunulan diş eti hastalıkları ile ilgili hizmetler hakkında detaylı bilgi almak, diş eti tedavisi fiyatlarını öğrenmek ve hemen randevu almak için bizlerle iletişime geçmeniz yeterlidir.

Endodonti – Kanal Tedavisi

Söz konusu diş ve diş eti problemleri olduğu zaman karşılaşabileceğiniz en ciddi sorunlardan bir tanesi diş çürüğü olarak biliniyor. Bebekler, çocuklar, ergenlik çağındaki gençler ve yetişkinler de dahil olmak üzere 7’den 70’e herkesi etkisi altına alabilme potansiyeline sahip diş çürükleri, zamanında tedavi edilmediğinde istenmeyen diş rahatsızlıklarına yol açabiliyor. Her ne kadar erken aşamalarda kontrol altına alınabilse de, geç kalındığında diş çürükleri diş köküne kadar inebiliyor ve o dişi tamamen etkisiz hale getirebiliyor. Bu gibi durumlarda hastaların bir numaralı kurtarıcısı niteliğinde olan kanal tedavisi, diş çürükleri ile baş etme konusunda en etkili tedavi yöntemi olarak biliniyor.

Kanal Tedavisi Nedir?

Kanal tedavisi, problemli diş üzerinde bir delik açmayı, dişin doğal oyuğuna ulaşmayı ve bu oyuk üzerinden iltihap ve çürük kısımların yarattığı sorunları gidermeyi amaçlamaktadır. “Kanal” olarak tabir ettiğimiz kısım, dişin ortasında bulunan doğal oyuk olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu oyuğun içerisinde yer alan pulpa odası ise diş sinirlerini ve diğer diş dokularını barındırır. Dişleriniz, diş sinirleri olmadan da fonksiyon gösterebilecek bir yapıdadır; ancak pulpa dokusu zarar gördüğünde dişin yapısı değişmiş olmakla birlikte fiziksel olarak daha fazla ağrı ve hassasiyet çekmenize neden olur. Özellikle yediğiniz yemeğin ya da içtiğiniz içeceğin ısısına karşı duyduğunuz aşırı hassasiyet, tam olarak pulpa odasının zarar görmesi ile alakalıdır.

Kanal tedavisine dair detaylı bilgi vermeye geçmeden önce, bir dişin ne gibi durumlarda kanal tedavisine ihtiyaç duyma noktasına ulaştığını incelemek gerekir. Dişin dış katmanını meydana getiren diş minesinde meydana gelen bozukluklar, dişin çürümesine yol açan birincil etmendir. Bunun en yaygın sebebi olarak da şekerli içecek ve yiyecek tüketimini göstermek mümkündür. Bu tip gıdaların tüketiminden sonra diş plaklarında biriken zararlı bakteriler, mineyi ufak ufak yiyerek minenin altında kalan diş kemiğini savunmasız bir hale getirir, bu da dişlerinizi çürüklere çok daha açık bir pozisyona sokar.

Her ne kadar ilk aşamalarında bu çürükleri tükürük bezlerinin salgıladığı faydalı mineraller tarafından onarılabilir olsa da, ileri seviye bir çürük için maalesef bu organik yol ile bir tedavi uygulamak mümkün değildir. Bu gibi durumlarda bir endodonti uzmanına uğramak şart hale gelmektedir. Dişte enfeksiyon, diş kökü zedelenmesi ve aşırı seviyede bir diş hassasiyeti gibi yan etkiler söz konusu olduğunda kanal tedavisinde uzmanlaşmış bir endodontist müdahalesi elzemdir. Sizin için en uygun tedavi yöntemini bulmak için çabalayacak olan hekimlerimiz, çoğunlukla kapsamlı bir kanal tedavisinde karar kılacak ve tedaviyi bir an önce başlatmak isteyecektir.

Kanal tedavisinin özünde çürük olan dişin doğal oyuğuna ulaşma tekniğinin yattığından bahsetmiştik. Diş hekimi, oyuğa ulaştıktan sonra pulpa dokusunu ve sinirleri alır, dişin içini temizler ve dişin daha fazla zarar görmesini engellemek için onu tamponlayarak koruma altına alır. Pulpa odasının kaldırılmasının temel sebebi, oluşabilecek zararlı bakterileri ev sahipliğini yapmasını engellemektir. Pulpa odasının kaldırılması ile dişte yeniden enfeksiyon oluşumu önlenmiş olur.

Kanal Tedavisi Ne Zaman Yapılmalıdır?

Çürük diş tedavisi dendiğinde akla gelen ilk diş tedavilerinden biri olan kanal tedavisi, yalnzıca profesyonel diş hekimleri ve alanında uzmanlaşmış endodonti uzmanları tarafından gerçekleştirilmelidir. Kanal tedavisi, çürük diş tedavisinde başvurulması gereken en son çözümdür; bu yüzden de kanal tedavisi kararı alınmadan önce söz konusu diş detaylı bir biçimde incelenmeli, dişin içinde ya da etrafında ne denli bir enfeksiyon olduğu tespit edilmeli, gerekli noktalarda diş röntgeni çektirilmeli ve ancak ondan sonra kanal tedavisinin bu duruma kesin çözüm olduğu kanısına varılmalıdır. Her ne kadar kanal tedavisi hastaların korku ile yaklaştığı bir prosedür olsa da, kliniğimizdeki endodonti uzmanlarımızın profesyonel ellerinden çıkan kanal tedavisi sonuçları, ağrısız ve sorunsuz bir şekilde tamamlanarak hastayı memnun etmektedir.

Pekiyi kanal tedavisine ne zaman başvurulmalıdır? Eğer dişlerinizden birinde süreklilik gösteren bir ağrı hissediyorsanız, sıcağa ve soğuğa karşı aşırı duyarlılık gösteriyorsanız, dişin bulunduğu bölgeye dokunduğunuzda canınız acıyorsa ve diş üzerinde renk değişimi tespit edebiliyorsanız, büyük bir olasılıkla kanal tedavisi için uygun bir adaysınız demektir.

Kanal Tedavisi Nasıl Yapılır?

Az evvel de bahsetmiş olduğumuz gibi hastaların çoğu, kanal tedavisine başlamaktan çekinmekte ve bu sürece korku ile yaklaşmaktadır. Bu korku ve endişenin en büyük sebeplerinden bir tanesi, temelde tedavinin nasıl gerçekleştiği hakkında yeterince bilgi sahibi olmayışlarıdır. Kanal tedavisinin sistematik ve yapıcı bir tedavi olduğunu kavrayan hastaların büyük bir kısmı, çok daha yüksek bir özgüven ve azalan bir korku ile tedaviye başlamayı kabul etmektedirler.

Eğer dişinizdeki sorun ileri seviyede ise diş kökü ve diş sinirleri üzerinde uzmanlaşmış bir kanal tedavisi doktoru ile görüşmeniz faydalı olacaktır. Hekiminiz ilk etapta bir röntgen isteyecek ve bu röntgen sayesinde dişin durumunu, diş kökünün şeklini, etrafında enfeksiyon olup olmadığını ve iltihabın ilerleme seviyesini tespit edecektir. Bu tespitler yapıldıktan sonra sıra kanal tedavisini planlamaya gelecektir. Bu süreç, tek bir seansta tamamlanabileceği gibi dişinizin durumuna göre birkaç seans da alabilir. Eğer dişinizde ciddi bir iltihap varsa hekiminiz tedaviye başlamadan önce oral antibiyotik kullanımı talep edebilir ve çürük dişteki enfeksiyonun kurumasını isteyebilir. Böyle bir durum söz konusu değilse de muayene için gittiğiniz seansta bile kanal tedavisi olmanız mümkün. Kısacası bu gibi zamanlama durumları, tamamen diş hekiminizin insiyatifinde olan durumlardır.

Kanal tedavisine başlarken hekiminiz, sorunlu dişin bulunduğu bölgeye etkili bir lokal anestezi uygular. Etkisini gösterme süresi 10-25 dakika kadar alan anestezi tamamen bölgeyi uyuşturduktan sonra hekim, dişin içine ulaşabilmek için yandan bir delik açar. Bu deliği açarken özel bir tıbbi matkap kullanır. Delik açıldıktan sonra dişteki pulpa dokusu, çürümüş sinirler ve diğer zararlı bakterilerin barındığı tüm dokular boşaltılır. Boşaltım tamamlandıktan sonra özel dişçi aparatları yardımı ile dişin içi sterilize edilir, temizlenir ve içeride yer alan tüm kalıntılar boşaltılır. Temizleme işlemi de tamamlandıktan sonra sıra, dişi kapatmaya gelir. Hastanın kanal tedavisine gösterdiği tepkiye bağlı olarak bazı diş hekimleri hemen kalıcı dolgu uygulamasına geçerken bazıları bir sonraki seansta kalıcı dolgu yerleştirmek üzere ilk etapta geçici dolgu kullanarak seansı sonlandırır. Elbette her hekimin birincil amacı, hastayı olabildiğince hızlı memnun etmek ve tedaviyi etkili bir biçimde bitirebilmek adına kalıcı dolguyu tedavinin bitiminden hemen sonra yerleştirmektir. Kanal tedavisi dolgu ile kapatıldıktan sonra resmi olarak sona ermiş olur.

Kanal Tedavisi Acıtıyor Mu?

“Kanal tedavisi acıtıyor mu?” sorusu, elbette endodonti tedavisi gören hastaların en çok merak ettiği soruların başında geliyor. Her şeyden önce belirtmekte fayda vardır ki bu tedavi, pulpa dokusunda meydana gelmiş enfeksiyon ve şişkinliğin oluşturduğu acıyı sonlandırmak için yapılır. Kanal tedavisinin temel amacı dişi eski sağlığına kavuşturmak ve ağrı yaratan enfeksiyon ve bakterilerden onu kurtarmak yer alır. Bu yüzdendir ki her ne kadar rahatsızlık verici bir süreç olsa da, kanal tedavisi esnasında hissedebileceğiniz ağrılar, çürük dişin kendisinin yarattığı ağrılar ile kıyaslanamaz düzeydedir. Hali hazırda anestezi altında gerçekleştirilen işlemler esnasında hiçbir şey hissetmeyeceğiniz gibi, anestezi etkisi geçtikten sonra da diş hekimlerimizin sizlere yazacağı etkili ağrı kesiciler ile sancısız ve rahat bir iyileşme süreci geçirmeniz mümkündür.

Tedaviniz tamamlandıktan sonra ilk birkaç gün tedavi gören dişinizin hassas olması kesinlikle doğaldır. Ağrıları hafifletmek için diş hekiminizin tedavi sonrası için size verdiği talimatlara uymanız, dişe olabildiğince az baskı yapmanız ve diş bakımınızı düzenli olarak gerçekleştirmeniz gerekmektedir.

Kanal Tedavisi Fiyatları

Dişinizdeki problemin ne deni karmaşık olduğuna bağlı olarak kanal tedavisi fiyatları da değişkenlik gösterebilmektedir. Tek diş kanal tedavisi fiyatları elbette çoklu kanal tedavisinden daha düşük fiyatlara sahiptir. Bununla birlikte tedavinin bir diğer alternatifi olan diş çekimi ile kıyaslandığında kanal tedavisi fiyatları daha uygun miktarlarda seyretmektedir.

Kanal tedavisinin test edilmiş ve onaylanmış sonuçlar sunan, sağlıklı ve etkili bir diş çürüğü tedavi yöntemi olduğunu unutmamak gerekir. Dişinizdeki çürüğün neden olabileceği hastalıkları bir an önce ortadan kaldırmaya yönelik tasarlanan kanal tedavisi, işin uzmanı diş hekimlerimiz tarafından gerçekleştirildiği takdirde hem kanal tedavisi öncesi, hem kanal tedavisi sonrası yüzde yüz memnuniyet sunabilecek bir yöntemdir. Buna ek olarak dişlerinizi düzenli fırçaladığınız, ağız hijyeninizi aksatmadığınız ve düzenli olarak dişçi kontrollerinize gittiğiniz takdirde sizin de dişlerinizin çürümesini önlemeniz mümkündür.

Kanal tedavisi fiyatları hakkında detaylı bilgi almak, ağrıyan dişinize çözüm bulmak ve profesyonel hekimlerimiz eşliğinde sağlıklı dişlerinize yeniden kavuşmak istiyorsanız, kliniğimizle iletişime geçmeniz ve hemen bir randevu almanız mümkün.

Diş ve Çene Cerrahi Tedavisi

Bazen karşı karşıya kalabileceğiniz çene problemlerini çözmek için ortodonti tedavisi yeterli olmayabilir. Bu gibi durumlarda devreye giren çene ve diş cerrahisi, orta ve üst seviye çene rahatsızlıkları söz konusu olduğunda ideal çözüm olabilir. Çiğneme, nefes alma ve konuşma gibi en temel insansı fonksiyonları hatırı sayılır derecede iyileştirme yetisine sahip olan çene ve diş cerrahisi uzmanları, aynı zamanda hastanın estetik görüntüsüne de katkıda bulunur. Eğer siz de çene ameliyatı ve çene cerrahisi doktoru hakkında daha detaylı bilgi almak istiyorsanız, doğru yerdesiniz.

Çene ve Diş Cerrahisine Hangi Durumlarda İhtiyaç Duyulur?

Çene cerrahisi gerektiren çoğu durum, gelişim aşamasında çenenin anormal bir büyüme düzeni takip etmesi ile ortaya çıkar. Burada belirtmekte fayda vardır ki gelişim aşamasında meydana gelen bu çene problemleri, çoğunlukla kalıtsal olarak gerçekleşir. Çene ve diş cerrahisi gerektiren diğer faktörler arasında yüze alınan sert darbeler ya da çene eklemlerinde meydana gelebilen iltihaplardır. Pekiyi diş için cerrahi ihtiyacı hissedebileceğiniz belirtiler nelerdir? İşte onlardan bazıları:

– Isırma, çiğneme ve yutkunmada zorluk

– Dişlerin aşırı kullanım sonucu tahribi

– Kronik çene ağrıları

– “Dişeti gülümsemeleri”nden kurtulma isteği (Gülümseme anında dudakların altında diş etlerinin büyük bir kısmının görünüyor olması durumu)

– Yüz dengesizlikleri

– Uyku apnesi

– Diğer kronik çene rahatsızlıkları

Çene ve Diş Cerrahisi Çeşitleri Nelerdir?

Çene cerrahisi estetik amaçla yapılabileceği gibi tamamen medikal ve sağlıksal amaçlara yönelik de gerçekleştirilebilir. Çeneye ve dişe cerrahi müdahale gerektiren durumlardan bazılarını şöyle sıralamak mümkündür:

1. Diş Çekimi

Diş çekimi, dişin kemikteki “cep” ya da “soket” denilen yuvasından çekilmesini ifade eden bir ağız ve çene cerrahisi işlemidir. Eğer basit bir diş çekimi söz konusu ise sadece lokal anestezi kullanılarak yapılabilmektedir. Eğer bahsi geçen dişin ortodontik açıdan tedavisi mümkün değilse tek çözüm diş çekimi tedavisi olmaktadır. Kemik patolojilerinin bulunduğu durumlar (kist ya da tümör oluşumu), implant cerrahisi gerektiren durumlar, kemik oluşturmaya yönelik işlemler ve protez öncesi doku hazırlığı gerektiren durumlar, diş çekiminin söz konusu olduğu tedavi yöntemleridir. Basit diş çekimleri lokal anestezi ile yapılabilirken daha komplike durumlarda diş hekimi genel anestezi kullanmayı tercih edebilir.

Bazı durumlarda çekilecek olan dişin, önce bölümlere ayrılması, ardından çekilmesi öngörülebilir. Bu gibi durumlarda uygulanan cerrahi diş çekimi işlemi, normal çekimde olduğu gibi lokal anestezi ile uygulanabilmektedir. Dişe ulaşmak için kemik kaldırılır, diş bölümlere ayrılır ve her bir parça tek tek çekilerek geriye kalan bölge temizlenir ve tedavi edilir. Bu tip işlemlerin elbette profesyonel ve deneyimli bir diş hekimi tarafından gerçekleştirilmesi gerekir.

2. Gömülü Diş Ameliyatı

Gömülü diş, ağızda çıkmış olması gereken, ancak çıkma vakti geçmiş olmasına rağmen çıkmamış dişler olarak tabir edilir. Bazı gömülü dişler, tamamen çene kemiğinin içinde kalabilirken bazıları doğru yerde olduğu halde yumuşak doku ile kaplı olduğu için görünmeyebilirler. Dişlerin gömülü kalmasını etkileyen pek çok faktör bulmak mümkündür. Genetik faktörler, komşu dişlerin yer değiştirmesi, çene darlığı, süt dişlerinde oluşan ve zamanında tedavi edilmeyen çürüklerin oluşturduğu enfeksiyonlar, bu sebeplerin arasında gösterilebilir. Bununla birlikte daha sıklıkla alt yirmi yaş dişinin, üst yirmi yaş dişinin ve üçüncü kesici dişlerin daha sık gömülü kaldığını da söylemek mümkündür.

Gömülü diş söz konusu olduğunda hem estetik, hem fonksiyonellik açısından tedavi olarak öncelikle ortodontik tedavi değerlendirilmelidir. Ortodonti tedavisinin yetersiz kaldığı noktalarda ise gömülü diş ameliyatı devreye girer. Özellikle ortodontik olarak hareket ettirilemeyen dişlerde çene cerrahisine başvurulduğunu söylemek mümkündür. Gömülü diş ameliyatının ardından kısa bir süreliğine de olsa ilgili kemik dokularında ağrı, şişkinlik ve morarmaların olması oldukça doğaldır. Ameliyat profesyonelce yapıldığı takdirde bu yan etkiler birkaç gün içerisinde dağılacak ve ağrılar kesilecektir. Kesilmeyen ve/veya şiddetlenen ağrıların olması durumunda ise bir an önce diş hekimine başvurmakta fayda vardır.

Gömülü diş alındıktan sonraki süreçte hastanın bakım aşaması, en az ameliyatın kendisi kadar büyük önem taşır. İlk 24 saat boyunca gömülü dişin alındığı taraf ile yemek yenmemeli ve o tarafa hiçbir şekilde baskı uygulanmamalıdır. İşlemi takiben ilk 2 saat hiçbir şey yenmemeli, sonrasında ise yalnızca ılık ve sıvı gıdalar tüketilmelidir. İşlemin akabinde en az 24 saat boyunca sigara içilmemesi gerektiği gibi yine ilk 24 saat boyunca morarmayı ve şişlikleri minimize etmek için buz kompresi uygulanmalıdır. Eğer gömülü diş ameliyatı sırasında ilgili alana dikiş atıldıysa bu dikişler, operasyonu takiben 7 gün sonra alınabilir.

3. Diş Plastik Cerrahi

Kısa veya aşınmış dişler, gülümseme esnasında göze batan düzeyde görünen diş etleri, diş eti seviyelerinin birbirinden farklı olması ve benzeri estetik görüntü bozuklukları, diş plastik cerrahisi ile giderilmektedir. Plastik periodontal cerrahi olarak da geçen bu tedavi yöntemlerinde eksik ya da fazla olan diş eti dokularına yeni bir form, yeni bir pozisyon ve yeni bir görünüm kazandırmak mümkündür.

4. 20’lik Diş Cerrahisi

Halk arasında yaygın olarak akıl dişi ya da 20’lik diş olarak geçen yirmi yaş dişleri, çenenin her iki tarafının da sonunda çıkan, ve en son süren azı dişleri olarak bilinirler. Genetik ve ırksal özellikler, beslenme alışkanlıkları ve dişlerin ağız yapısına katılımı gibi farklı faktörlere bağlı olarak bu dişler, kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Bununla birlikte genellikle bayanlarda 21-22 yaş arasında çıkan bu dişler, erkeklerde 20-23 yaş arasında baş gösterir. Çenelerde gömülü kalabilme olasılığı da bulunan 20’lik dişler, bu gibi durumlarda dışarıdan müdahale gerektirirler.

Eğer gömülü 20’lik dişin çevresinde yer alan yumuşak doku enfeksiyon ya da diş eti apsesi oluşturduysa, yarı çıkmış yarı gömülü olan 20’lik diş çürümeye başlamışsa, gömülü olduğu halde bölgede diğer dişlere ve diş etlerine basınç ağrısı oluşturmaya başladıysa ve ağızda çapraşıklık meydana getirmeye başladıysa, o dişin 20’lik diş cerrahisi yardımıyla çekilmesi gerekmektedir.

20’lik diş cerrahisi sırasında yirmi yaş dişinin çekimi, dişin konumuna, duruşuna, büyüklüğüne ve kemikteki durumuna göre değişkenlik gösterebilir. Komplike bir operasyon süreci gerektiren 20’lik diş cerrahisi için diş ve çene cerrahisindeki en iyi doktora başvurmak şarttır. Kliniğimizde 20’lik diş çekimi de dahil olmak üzere diş ve çene cerrahisi konusunda uzmanlaşmış, deneyimli ve profesyonel doktorlar bulmanız mümkündür.

Diş Çekimi Fiyatları & Diş Cerrahisi Fiyatları Nelerdir?

Diş çekimi fiyatları, söz konusu dişin konumuna, yapısına ve komplikasyon derecesine göre değişkenlik gösterebilmektedir. Kliniğimizdeki uzman diş cerrahisi hekimlerinden diş ve çene ameliyatları ile ilgili detaylı bilgileri alabilir, bu cerrahi için uygun bir aday olup olmadığınızı belirleyebilirsiniz. Kliniğimiz, kaliteli hizmet anlayışı ve deneyimli ekibi ile diş cerrahisi konusunda hasta memnuniyetini üst düzeyde tutmayı başarmaktadır. Başta diş çekimi fiyatları olmak üzere kliniğimizde diş ve çene cerrahisine dair sunulan hizmetlerin fiyatlarını öğrenmek, hemen randevu almak ve hem estetik, hem fonksiyonellik açısından dişlerinize yepyeni bir boyut kazandırmak için sizi Sancaktepe’deki muayenemize bekliyoruz.

Invisalign – Şeffaf Plak Tedavisi

Herkes kusursuz bir gülüşe ve bembeyaz dişlere sahip olmak ister; ancak bazılarımız farklı sebeplerden dolayı güvenle gülümsemekten ve dişlerimizi gururla göstermekten çekiniriz. Bunun sonuçları hem sosyolojik, hem psikolojik açıdan zarar verici olabilir. Pekiyi neden çoğumuz bu gibi durumlarda ortodonti tedavisi desteği almaya yanaşmıyoruz? İnanır mısınız, bunun en büyük sebeplerinden bir tanesi, metal diş teli kullanımının ortaya çıkardığı, estetik yoksunu görüntüymüş!

Elbette bu çekinceyi anlamak o kadar da güç değil; her ne kadar tedavi kusursuz bir gülümseme ile sonlansa da geleneksel metal diş telleri, en başta neden oldukları fiziksel görüntü olmak üzere kullanan kişilerde pek çok olumsuz etkiye yol açabiliyor.

Neyse ki modern teknolojinin ve sürekli gelişen dişçilik uygulamalarının sayesinde metal diş tellerine alternatif olabilecek bir yöntem ortaya çıkmış durumda: Invisalign ortodonti tedavisi.

Invisalign Nedir?

Invisalign, diş telleri kullanılmadan dişlerin düzeltilmesini sağlayan, modern bir ortodontiçözümüdür. Şeffaf, pürüzsüz ve dayanıklı plastik, kişiye özel kalıplar haline getirilerek her bir dişin üzerine oturan bir dizi plak şeklini almaktadır. İki haftada bir, hasta eski plağının yerine yeni plağını takar ve bu sürecin sonunda dişler, istenen pozisyonlarını almış olurlar.

Invisalign Tedavisinin Avantajları Nelerdir?

Söz konusu invisalign tedavisinin avantajlarıolduğu zaman bu yöntemin sizin için en iyisi olup olmadığına karar vermek için işinin ehli bir ortodonti uzmanıile konuyu enine boyuna görüşmeniz gerekir. Bununla birlikte invisalign yönteminin hastalara sağladığı başlıca avantajlar şu şekildedir:

1. Görünmez olması: Invisalign tedavisinin en önemli özelliği, görünmez olmasıdır. İş arkadaşlarınız, arkadaş çevreniz, eşiniz ve aileniz, siz gülümsediğinizde bir dizi metal tel görmek yerine en doğal halleri ile sizin dişlerinizi göreceklerdir, bu da size tahmin edilemez bir özgüven ve konfor sağlayacaktır.

2. Rahat olması: Her ne kadar invisalign tedavisi esnasında kullanılması gereken şeffaf plaklara alışma süreci biraz zorlu olsa da, bu süreci atlattıktan sonra geleneksel metal diş teliile oranla çok daha rahat bir tedavi süreci geçireceğiniz aşikardır. Standart diş telleri diş etleriniz üzerinde şişkinliklere ve yaralara yol açabilmekte ve yemek yemeyi, hatta konuşmayı bile oldukça zorlaştırabilmektedir. Öte yandan invisalign kapsamındaki şeffaf aparey, bu rahatsızlıkların hiçbirine sebep olmamaktadır.

3. Çıkartılabilir olması: Bu telsiz ortodonti tedavisinin sunduğu bir diğer büyük avantaj da dilediğiniz zaman şeffaf apareyi çıkartabiliyor olmanızdır. Yemek yerken ya da dişlerinizi fırçalarken tek bir hamle ile çıkartabileceğiniz plağınızı işiniz bittikten sonra aynı kolaylıkla geri takmanız mümkündür.

Invisalign Tedavisi Nasıl Yapılır?

Invisalign tedavisine başlarken atılması gereken ilk adım, bu tedavi yönteminin sizin için gerçekten de uygun bir tedavi yöntemi olup olmadığını belirleyebilmektir. Çoğu koşulda invisalign yöntemi, en az diğer geleneksel diş teli yöntemleri kadar etkili ve verimli sonuç verecektir; ancak ileri seviye diş dizilimi bozuklukları söz konusu olduğunda ortodonti uzmanlarımız, invisalign yerine diğer ortodonti tedavi yöntemlerini tercih edebilmektedir.

Invisalign yönteminin atlanmaması gereken bir diğer avantajı, 3 boyutlu görsellendirme teknolojisinden destek almasıdır. Bu teknoloji sayesinde invisalign tedavisine baş koymadan önce nasıl bir sonuç elde edeceğinizi görebilir ve çok daha konforlu bir tedavi süreci geçirmiş olursunuz.

Invisalign için uygun bir aday olduğunuz tescillendikten sonra resmi olarak tedaviye başlamaya hazırsınız demektir. Öncelikle diş hekimimiz, invisalign’ın takılacağı fikstürleri dişlerine yerleştirecektir. Bu fikstürler sayesinde dişlerinizin bir kalıbı ortaya çıkacak ve her bir tedavi aşaması için özel olarak invisalign plakları üretilecektir. Üretim, profesyonel ve steril ortamda, yalnızca bu işin uzmanları tarafından gerçekleştirilmekte ve hastaya teslim edilmektedir.

Sıra geldi tedavinin en keyifli kısmına: Invisalign tedavisinin en güzel kısmı, kimsenin dişlerinizi yaptırdığınızı bilmek zorunda kalmamasıdır. Invisalign plağınızı, uyku süreniz de dahil olmak üzere günde toplam 22 saat takarsınız. Pek çok hasta için tedavi süresi, tedavi prosedürleri düzgün bir biçimde takip edildiği takdirde en fazla 20 haftada tamamlanmaktadır.

Invisalign tedavisinin öne çıkan avantajları arasında çıkartılabilir olmasını da saymıştır. Yemek yemek ya da dişlerinizi fırçalamak istediğiniz anlarda çıkartabileceğiniz plaklar, size çok daha konforlu bir tedavi süreci vaat ederler. Öte yandan invisalign plaklarının gün içerisinde 22 saatten daha az takıldığı durumlarda istenen sonuçlara ulaşılamayacağını da bilmek gerekir. Unutmayın ki invisalign plaklarının çalışma mantığı, dişleri istenen pozisyona getirmek için onlara düzenli olarak basınç uygulayarak yer değiştirmelerini sağlamaktır. Bu basınç aralıklı ve düzensiz bir biçimde uygulandığı takdirde dişler arzu edilen pozisyonunu alamayabilir ve elbette tedavi süresi de uzamış olur.

Invisalign’da tahsis edilen şeffaf apareylerin çıkartılabilir olması, aynı zamanda onları dilediğiniz zaman dilediğiniz gibi temizleyebileceğiniz anlamına da gelmektedir. Şeffaf plaklarınızı temizlemek için tek yapmanız gereken onları çıkarttıktan sonra yumuşak bir diş fırçası ve kaliteli bir diş macunu kullanarak fırçalamak, ardından da kurutmaktır. Eğer aşırı derecede sigara, kahve ya da çay tüketiyorsanız, plaklarınızın tahmin ettiğinizden çok daha kısa bir sürede sararacağını ve üzerinde lekeler oluşacağını bilmeniz gerekir.

Tedavi süresi boyunca diş hekimlerimiz, sizi ortalama 4-6 haftada bir muayenemize davet edecektir. Bu ziyaretler esnasında dişlerinizin gösterdiği gelişim takibe alınacak ve gerekli yerlerde modifikasyonlar yapılacaktır. Tedavi bitiminde ise hem siz, hem çevreniz, bu büyük değişime tanık olarak sağlıklı bir gülüşe sahip olmanın keyfini çıkartacaksınız.

Kimler Invisalign Tedavisi Yaptırabilir?

Yaşınız ne olursa olsun; eğer kalıcı dişleriniz tamamen çıkmış ve optimal boylarına almışlarsa, invisalign sizin için bir alternatif ortodonti tedavisi olacaktır. Estetik ortodonti tedavisi dendiğinde akla gelen ilk yöntem olan invisalign, geleneksel diş tellerinin estetik yoksunu görüntüsüne katlanmak zorunda kalmadan kusursuz dişlere sahip olmanızı sağlayan, eşsiz bir yöntemdir. Elbette daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi invisalign tedavi yöntemi için uygun olup olmadığınızı teyit etmek için muayenemizi ziyaret etmeli ve profesyonel diş hekimlerimizin görüşünü almayı denemelisiniz.

Invisalign Hakkında Merak Edilen Sorular

Invisalign tedavisi alabilmek için hangi diş hekimine muayene olmalıyım?

Invisalign tedavisine başlamadan önce kapsamlı bir araştırma yapmak ve işin uzmanlarını bulabilmek çok önemlidir. Kalifiye her diş hekimi invisalign tedavi uygulayabilir; ancak bu işte uzmanlaşmış ve deneyim kazanmış hekimler, özellikle komplike durumlarda daha fazla destek sağlayabilmektedir. Kliniğimiz, invisalign başta olmak üzere tüm telsiz ortodonti tedavisi yöntemlerinde profesyonel hizmet vermekte olup, kaliteli sonuçlar elde etmenize yardımcı olmaktadır.

Invisalign fiyatları ne civardadır?

Invisalign tedavi fiyatları, kişinin bireysel durumuna ve ihtiyaçlarına göre değişebilmektedir. Fiyatlar aynı zamanda hastanın dişlerinin ne kadar komplike olduğuna göre de farklılık gösterebilir. Kliniğimizin sunduğu invisalign fiyatları ile ilgili detaylı bilgi almak için bizimle iletişime geçmeniz yeterli.

Invisalign tedavisinde kullanılan plaklar ağızda nasıl bir his bırakıyor?

Bu tedavi yönteminde dişlerin hareketi oldukça ağır olduğundan dolayı tedavi süresince neredeyse hiç ağrı hissedilmez. Bir plaktan diğer plağa geçerken dişlerinizde ve diş etlerinizde az da olsa hassasiyet hissetmeniz oldukça normaldir. Tam olarak bu hassasiyet, invisalign tedavinizin işe yaradığının bir göstergesidir.

İnsanlar dişlerimdeki şeffaf plağı fark eder mi?

Her ne kadar tedavi esnasında kullanılan plaklar şeffaf ve neredeyse tamamen görünmez olsa da, bazı durumlarda çevrenizdekiler sizde bir değişiklik gözlemlediklerini, ancak bunun tam olarak ne olduğunu çözemediklerini ifade edebilirler. Plaklar çıplak gözle görülmezler, ancak dişlerinizin daha parlak görünmesine yol açabilirler. Kliniğimizde invisalign tedavisi alan hastaların neredeyse tamamı, tedavi süresince kimsenin plaklarını fark etmediğini belirtmektedirler.

Invisalign plak takılı olduğunda konuşmam değişir mi?

Hayır. Şeffaf plağı ilk taktığınız anda ağzınızda bir farklılık hissetmeniz ve bir adaptasyon sürecinden geçmeniz oldukça doğaldır; ancak plaklara alıştıktan sonra birkaç gün içerisinde onlar yokmuş gibi konuşmaya devam edersiniz.

Invisalign tedavisi ne kadar sürer?

Dişlerin çapraşıklık durumuna bağlı olarak invisalign tedavisi, 4 aydan 12 aya kadar sürebilmektedir. Eğer daha önce geleneksel yöntemlerle düzelttirmiş olduğunuz dişlerinizi yeniden yapılandırmak istiyorsanız invisalign ile bu süreç 6 ay kadar sürebilir. Öte yandan tekrar belirtmekte fayda vardır ki her invisalign tedavisinin süresi ve gelişimi, kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir.

Invisalign plakları, metal diş telleri gibi dişlere yapıştırılır mı?

Hayır. Tıpkı spor esnasında kullanılan ağız korumalıkları gibi takılıp çıkartılabilen bu şeffaf plaklar, korumalıkların çok daha ince ve şeffaf halidir diyebiliriz. Bu yüzden de her iki haftada bir onları değiştirir ve yenisini taktıkça daha fazla etkisini görürsünüz.

Eğer siz de estetik görünümünüzü bozmadan dişlerinizi düzelttirmek ve kusursuz bir gülüşe sahip olmak istiyorsanız, invisalign tedavilerimiz hakkında bilgi edinmek ve hemen randevu almak için kliniğimiz ile iletişime geçebilirsiniz.

Cad Cam – Dijital Diş Hekimliği

Dijital diş tasarımı ya da dijital ölçü sistemleri olarak da bilinen CAD CAM, seri, dijital ve modern bir diş tedavisi sağlamak adına teknolojinin geliştirmiş olduğu en güncel sistem olarak karşımıza çıkmaktadır. Ağrısız, hızlı ve problemsiz bir ortodonti tedavisi için hastaların giderek daha fazla başvurmaya başladığı CAD CAM teknolojisi, implant tedavisinden protez dişlere kadar diş hekimliğinin pek çok alanında sıklıkla kullanılmaktadır.

CAD CAM Nedir?

Diş tedavilerinde CAD CAM’in yerini anlamak için öncelikli olarak CAD CAM teknolojisinin tam olarak ne olduğunu anlamak gerekir. En temel hali ile CAD CAM, bir ürünü kavramsal aşamadan somut üretim aşamasına kadar bilgisayar programları yardımı ile taşıyan bir sistemdir. Sistemin CAD ve CAM olmak üzere iki aşaması vardır. CAD, bilgisayar destekli tasarım (Computer Aided Design) anlamına gelirken CAM, bilgisayar destekli imalat (Computer Aided Manufacturing) anlamını taşımaktadır. Genellikle ürün tasarımlarında bilgisayar yazılımından destek alınması durumunda devreye giren CAD CAM, yazılım programları aracılığıyla hazırlanan model ve tasarımların, fiziksel olarak işlenerek üretilmesi ile tamamlanır.

Dişçilik sektöründe CAD CAM’in yerine bakacak olursak, işlemin CAD ayağında dişlerin görüntüsünün alındığını, CAM ayağında ise hazırlanan diş tasarımının üretim aşamasına geçtiğini söylemek mümkün.

Diş Hekimliğinde CAD CAM Tekniği Nedir?

CAD CAM teknolojisinden önce ağız içinde bir restorasyon yapılırken belirlenen değişimleri gerçekleştirmek için ağızdan ölçü almak, ölçünün içine alçı döküp bir model oluşturmak ve bu odel üzerinde mum benzeri maddeler ile bir tasarım yapmak gerekiyordu. Üretim aşamasına gelindiğinde ise mum ve benzeri materyaller ile tasarlanan bu restorasyon, kalıba alınarak tamamen el işçiliği ile nihali şeklini alırdı. CAD CAM teknolojisinin akabinde ise bu restorasyonun tamamlanma aşamasında ağız içinden 3D tarayıcı yardımıyla düzeltilecek dişin verileri bilgisayara aktarılır ve restorasyonun tasarlanması tamamen bilgisayar tarafından gerçekleştirilir. Bilgisayarda hazırlanan restorasyon tasarımı, gelişmiş tornalama cihazları yardımıyla üretime verilir, böylece modelin son hali de ortaya çıkmış olur.

Diş hekimliğinin hangi aşamalarında CAD CAM sistemlerinin kullanıldığına bakacak olukrsak giderek yaygınlaşan bir kullanım ağı haline dönüştüğünü söylememiz mümkün oluyor. Kuron ve köprüler, lamineler, inley ve onley, porselen restorasyonları, protez diş, implant planlama ve implant tedavisi başta olmak üzere CAD CAM’in pek çok farklı diş hekimliği alanında başvurulduğunu söylemek mümkün. CAD CAM tekniği aynı zamanda diş ve diş etlerinde herhangi bir patoloji tespiti söz konusu olduğunda da kullanılabilen bir yöntemdir.

Cerec sistemi olarak da geçen bu sistemin özünde, üç boyutlu optik ölçü kavramı yer almaktadır. Üç boyutlu optik ölçü alabilen ağız içi kameralar, hastanın ağzının içinden 3D imajlar elde edilmesini sağlar. Bu amaca uygun bilgisayar programları aracılığıyla da elde edilen veriler işlenerek bilgisayar yazılımları yardımıyla hassas makinelerde üretime geçer.

Dijital Diş Hekimliği Nedir, Ne İşe Yarar?

CAD CAM ile doğrudan bağlantılı olan dijital diş hekimliği de yine son dönemlerde sıklıkla başvurulan modern bir diş hekimliği yöntemi olarak karşımıza çıkar. Dijital diş hekimliği, dijital tarama, dijital tasarım ve dijital üretim olmak üzere üç farklı aşamadan oluşmaktadır. Dijital tarama esasen dijital ortamda ölçü alımını ifade etmektedir. Hasta, işlem yapılacak dişlerini dijital tarayıcılar yardımı ile 3 boyutlu olarak taratır, böylelikle dişin 3 boyutlu görüntüsü, sanal ortamda yerini bulmuş olur. Dijital tasarım aşamasında ise sanal ortama taşınmış olan 3 boyutlu tarama görüntüleri, üzerinde tasarım yapılacak hale gelmiş olur. Dişin şekli, çerçeveleri ve diş eti ile uyumlandırılması gibi işlemler, bilgisayar ortamında tasarlanarak gerçeğe en yakın hali ile yepyeni bir boyut kazanır. Son olarak dijital diş üretimi sırasında ise dijital üç boyutlu görüntüleme ekranında oluşturulan ve tasarlanan dişler, dijital diş laboratuvarında yer alan üç boyutlu yazıcıların yardımı ile üretilerek bir araya getirilir. Hastanın ağız ve diş yapısı ile birebir uyumlu olan bu model, son kontroller de yapıldıktan sonra hastaya uygulanır.

Dijital diş hekimliğinin beraberinde getirdiği pek çok avantaj vardır. Onlardan bazılarını şu şekilde sıralamamız mümkündür:

1. Diş tedavisi sürelerini hatrı sayılır derecede kısaltır: Normal şartlar altında en az 2-3 seans kadar sürecek olan tedavi aşamaları, bilgisayar sistemi kullanımı sayesinde klinik ortamda tek bir seansta tamamlanabilmekte ve diş tedavisinin tamamı, 2 saat kadar kısa bir süre içerisinde son bulabilmektedir. Hem diş hekimi hem hasta için oldukça avantajlı bir özelliğe sahip olan bu durum, zaman kazandırma konusunda oldukça etkilidir.

2. Biyolojik uyumluluk düzeyi yüksek, estetik materyaller kullanılmaktadır: Hastalar için söz konusu ortodonti ve diş tedavileri olduğunda en önemli nokta elbette estetik kaygılardır. Estetik açıdan doğala en yakın görünümün elde edilmesini sağlayan Cerec uygulamaları ve dijital diş tasarımları, hekimler açısından da biyolojik açısından güvenilir malzeme kullanımının rahatlığını sunmaktadır. CAD CAM sistemi sayesinde geleneksel yöntemlerde işlenmesi pek de kolay olmayan malzemeler, çok daha kolay bir şekilde geliştirilmekte ve üretilebilmektedir.

3. Konvansiyonel diş ölçüsü alma tekniklerinden farklıdır: Cerec 3D diş uygulamalarında az evvel de bahsetmiş olduğumuz mum ile ölçü alma yöntemi tamamen terk edilmiştir. Çok daha yorucu, geleneksel ve eski usul bir yöntem haline gelmiş olan bu ölçümleme tekniğinin yerine dijital ve optik nitelikle ölçüler alınmaktadır. Yüksek çözünürlüklü ve lazer destekli ağız içi kameralar sayesinde hastanın mikro düzeyde ölçüleri alınabilmekte, bu esnada da hastada herhangi bir yan etkiye ya da reflekse neden olmamaktadır. Bununla birlikte dijital ölçü alımı, geleneksel ölçü alımına kıyasla meydana gelebilecek enfeksiyon riskini de minimuma indirmektedir.

4. Hata ihtimali sıfıra yakındır: Dijital diş hekimliğinde sürekli olarak gelişen iyileştirmeler, “insan” faktörüne bağlı başarısızlık faktörlerini minimuma indirmiştir.

5. İmplant tedavilerinin başarısını ve estetiğini artırdığı, klinik araştırmalar sonucu kanıtlanmıştır: Dijital diş hekimliği ile implant yerleştirmek, özellikle son dönemde sıklıkla başvurulan bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. 3 boyutlu Cerec sistemi kullanılarak elde edilen eksik diş bölgesinin görüntüleri, bilgisayar ortamında karşılaştırılarak 3 boyutlu bir yazılım sayesinde olası restorasyon ihtimallerini ortaya çıkartır. Bu sayede ideal implant yerleştirme açısı ve derinliği de tespit edilmiş olur.

CAD CAM ve Dijital Diş Hekimliğini Kimler Tercih Edebilir?

CAD CAM sistemine dahil olmaya uygun bir aday olup olmadığınızı belirlemek için kliniğimizi ziyaret edip hekimlerimizden muayene olmanız gerekmektedir. Daha önce de bahsetmiş olduğumuz gibi dijital diş hekimliğinde kullanılan yöntemler, inley, onley, lamine dişler, kuron ya da köprü gibi farklı diş tedavilerinde kullanılabilmektedir. Eğer sizin de dişlerinizdeki sorun, bu tedavi yöntemlerinden biri ile çözülebiliyorsa, yüksek olasılıkla CAD CAM sistemi ile tedavi olma konusunda da uygun bir adaysınız demektir. Bununla birlikte yaşınız, cinsiyetiniz, kemik yapınız ve tedavi ettirmek istediğiniz dişin konumuna göre bu faktörler değişkenlik gösterebilir.

CAD CAM teknolojileri ve Cerec sistemleri hakkında daha detaylı bilgi almak, dijital diş hekimliği ve Cerec 3D diş fiyatlarını öğrenmek ve kliniğimizden konu ile ilgili randevu almak için bizi aramanız yeterli.

Diş Beyazlatma

Göz alıcı beyazlıkta ve parlaklıkta dişlere sahip olmak için standart diş fırçalama ve ağız temizliği alışkanlıklarınız yetmiyor olabilir. Bununla birlikte aşırı derecede çay, kahve ve sigara tüketimi de kusursuz bir gülümseme hayalinizi sizden giderek uzaklaştıran faktörlerin başında gelir. Bu gibi durumlarda her daim arzu ettiğiniz o bembeyaz dişler için diş doktorunuza başvurmanız en doğru adım olabilir. Hekiminizin size tavsiye edeceği diş beyazlatma (bleaching) çözümleri ile kusursuz gülümseme ve bembeyaz dişler hayalinize kavuşmanız an meselesi.

Diş Beyazlatma Nedir?

Diş beyazlatma çözümleri, dişlerin üzerinde biriken lekeleri ve renk bozukluklarını ortadan kaldıran, aynı zamanda dişleri bir veya birkaç ton daha açık hale getiren bir diş estetiği prosedürü olarak karşımıza çıkar. Diş beyazlatma etkisi, tedavi uygulandığı andan itibaren olumlu sonuçlarını göstererek kısa bir süre içerisinde gözle görünür bir değişim elde etmenize sebep olur. Tam olarak bu sebepten dolayı da diş beyazlatma, en popüler diş estetiği işlemleri arasında yer almaktadır.

Diş beyazlatma için diş hekimine başvuran pek çok hasta, aslında dişlerinin neden sarardığının temel sebeplerinden habersizdir. Diş beyazlatma çeşitlerine ve işlemin yapım aşamalarına değinmeden önce, dişlerin neden sararma eğilimi gösterdiklerine yakından bakmak gerekir.

Sararmış diş sorununun en kök sebebi, elbette yaşlanmadır. Tıpkı saçlarımızın beyazlaması gibi, dişlerimiz de zamanla farklı bir renk yapısına bürünme eğilimine girerler. Yaş ile birlikte dişin iç kısmı olan dentin, dişler kendini onardıkça daha koyu bir hal alır, dişin dış tabakası olan mine kısmı zayıflar ve düzenli olarak tükettiğiniz asitli ve şekerli yiyecek & içecekler de dişlerin çok daha erken sararmasına sebep olur. Adeta bir prizma gibi, dentinin rengi, mine altından göründüğü zaman dişlerin sarı gözükmesine yol açar. Bununla birlikte dişlerin sararmasının tek sebebi sadece yaş değildir. Aşırı düzeyde sigara, çay ve kahve tüketimi, yanlış ya da eksik diş ve ağız bakımı ve kaçınılmaz bir etmen olan genetik faktörler, dişlerde sararmaya yol açabilecek diğer nedenler arasında sayılabilir.

Diş Beyazlatma Çeşitleri Nelerdir?

Diş beyazlatma çeşitlerini en temel hali ile dörde ayırmak mümkün:

  • Ev tipi diş beyazlatma yöntemi
  • Ofis tipi diş beyazlatma yöntemi
  • Tek diş beyazlatma yöntemi
  • Kombine diş beyazlatma yöntemi

Her ne kadar bu yöntemler arasından en iyi diş beyazlatma yöntemini seçmek mümkün olmasa da, her hastanın ihtiyaç ve isteklerine uygun bir diş beyazlatma yöntemi belirlemek mümkündür. Her yöntemin kendi içerisinde avantajları ve dezavantajları olduğu için herhangi bir diş beyazlatma işlemine başlamadan önce muayenemizdeki diş hekimleri ile görüşmeniz ve size uygun diş beyazlatma nasıl yapılır, öğrenmeniz gerekmektedir. Muayenemizde sizi tedavi edecek olan diş hekimimiz, hem dişlerinizin yapısına hem de sararma türüne uygun olacak şekilde, dişe zarar vermeden diş beyazlatma gerçekleştirmeyi amaçlayacaktır.

  1. Ev Tipi Diş Beyazlatma Yöntemi

Ev tipi diş beyazlatma, isminden de anlaşılacağı üzere hastanın kendi evinin konforunda gerçekleştirilebilen bir beyazlatma yöntemidir. Hasta, diş beyazlatma prosedürüne başlamadan önce bir defaya mahsus dişçi muayenesine gelir ve ağız ölçüsü alınır. Alınan bu ölçüler baz alınarak kişiye özel beyazlatma plakları oluşturulur. Klinik ortamda steril ve profesyonel bir biçimde üretilen bu plaklar, tıbbi olarak önceden belirlenen miktarda beyazlatma jeli içerirler. Ev tipi diş beyazlatma süreci boyunca özel bir jel içeren bu beyazlatıcı plaklar, günde en az 4-6 saat kullanılmalı ve bu kullanım süresi 10-15 gün kadar sürmelidir. Başka bir deyişle ev tipi diş beyazlatma süresinin yaklaşık 2 hafta olduğunu söylemek mümkündür. Bu süre zarfında hasta, rahatlıkla yemek yeme, konuşma ve uyuma alışkanlıklarına devam edebilmektedir, zira bu plaklar istenen anda çıkartılabilecek şekilde hazırlanmaktadır. Plakların, kişinin aralıksız olarak takabileceği dönem olan uyku esnasında kullanılması önerilmektedir; bu nedenle de bazen bu plaklara gece plağı da denmektedir.

Ev tipi diş beyazlatmanın en büyük avantajı, sürekli olarak diş hekimine gitmek durumunda kalmamanızdır. Tek seferde alınacak olan ölçünüz ile birlikte hazırlanacak olan plaklarınızı teslim aldıktan sonra, beyazlatma işlemine tamamıyla evden devam etmeniz mümkündür. Burada en önemli olan husus, diş beyazlatma plaklarının hekim talimatlarına uygun bir şekilde kullanılıyor olmasıdır. Örneğin hekimin kullanmanızı tavsiye ettiği beyazlatıcı jeli, önerisi dışında daha yüksek miktarda kullanırsanız, jel plak içerisinden taşarak diş etlerinize zarar verebilir. Aynı şekilde önerilen süre kadar kullanılmayan beyazlatma plakları, tedavi bitiminde diş beyazlığı konusunda tatmin edici sonuçlar verme konusunda sizi hayal kırıklığına uğratabilir. Kısacası ev tipi diş beyazlatma yöntemi çerçevesinde en az diş hekimine olduğu kadar, hastanın kendisine de büyük sorumluluk düşmektedir.

  1. Ofis Tipi Diş Beyazlatma Yöntemi

Bir diğer diş beyazlatma yöntemi olan ofis tipi diş beyazlatma, özellikle bu işlem için fazlaca vakit ayırabilme lüksüne sahip olmayan hastaların tercih ettiği bir yöntem olarak karşımıza çıkar. Ev tipi diş beyazlatmanın aksine tamamen muayene ortamında gerçekleşen bu beyazlatma türü, hastanın muayeneye yalnızca bir kere gelmesini gerektirmektedir. Ofis tipi diş beyazlatma, diğer beyazlatma tekniklerine kıyasla çok daha kısa bir sürede gerçekleştirilmektedir. Lazer destekli diş beyazlatma olarak da bilinen bu yöntem, diş tabakasının üzerine sürülen beyazlatıcı jelin, lazer ile etkinleştirilmesi sonucu meydana gelir. Ortalama 1 saat kadar süren lazer diş beyazlatma yöntemi ile çok kısa bir sürede bembeyaz dişlere kavuşmak mümkün olur.

Bahsettiğimiz bu lazer ışınları, tek renkli, yoğun ve düz ışık yayan cihazlardan gelir. Lazerlerin oluşturduğu elektromanyetik dalgalar, güçlenerek dişlerin üzerinde hizalanır ve her bir dişte kesici bir etkiye yol açar. Dişlerin daha beyaz ve parlak görünmesini sağlayan da tam olarak bu yüksek enerjili ışık demetidir.

Ofis tipi diş beyazlatma yöntemi, özellikle özel bir davet, düğün, organizasyon ya da benzeri önemli etkinlikler için kısa bir zaman dilimi içerisinde dişlerini beyazlatmak ve daha estetik bir görünüme kavuşmak isteyen kişiler için idealdir.

  1. Tek Diş Beyazlatma Yöntemi

Tek diş beyazlatma yöntemi, adından da anlaşılacağı üzere tek bir dişin beyazlatılması üzerine yoğunlaşır. Özellikle kanal tedavisi sonrasında rengini yitiren ve sararan dişlere uygulanabilen tek diş beyazlatma yöntemi, kanallı diş tamamen iyileştikten sonra gerçekleştirilir. Öncelikle kanallı dişteki dolgu sökülerek açılan oyuğa belirli miktarda beyazlatıcı jel uygulanır. Diş geçici dolgu ile kapatılarak istenen renge ulaştığında oyuk tekrar açılır ve yeniden bir kalıcı dolgu uygulaması ile işlem tamamlanmış olur. Tek diş beyazlatma yöntemi aynı zamanda herhangi bir darbe alan ya da travma gören tekil dişlerin, travma sonrası renginin değişmesi durumunda da gerçekleştirilebilir. Beyazlatma yöntemi konusunda tek diş beyazlatmaya mı yoksa çoklu diş beyazlatmaya mı ihtiyacınız olduğunu ise elbette diş hekimimiz ile birlikte karar vermeniz gerekir.

  1. Kombine Diş Beyazlatma Yöntemi

Kombine diş beyazlatma yöntemi de en az diğer diş beyazlatma yöntemleri kadar rağbet gören bir tekniktir. Bu tedavi yönteminde hem ev tipi hem ofis tipi diş beyazlatma teknikleri kullanılmakta, bir nevi her ikisisin de birleşimi olarak kabul görmektedir. İlk aşamada dişçi muayenesi ortamında, ardından da hastanın ev ortamında uygulanan bu yöntem, 1 hafta gibi kısa bir zaman dilimi içerisinde bembeyaz dişlere kavuşmanızı sağlar. Kombine diş beyazlatma yönteminin planlaması ve zamanlaması ise yine hasta ve hekimin ortak kararı ile yapılır.

Diş Beyazlatma Zararları Nelerdir?

İşin uzmanı tarafından yapıldığı takdirde diş beyazlatmanın zararları yok denecek kadar azdır. Diş beyazlatma jelinin kullanım miktarı ve süresi, hangi diş beyazlatma tekniğinin hasta için uygun olduğunun tespiti ve beyazlatma süreci sonrası bakım gibi faktörler, diş beyazlatmanın hastaya zarar teşkil edip etmeyeceğini belirleyen unsurlardır. Kliniğimizdeki diş beyazlatma konusunda uzmanlaşmış diş hekimlerinden destek aldığınız sürece hiçbir ağrı, acı, sızı ya da yan etki görmeden dişlerinizi kısa bir süre içinde beyazlatmanız mümkündür.

Diş Beyazlatma Fiyatları 

Her şeyden önce belirtmekte fayda vardır ki muayenemizde diş beyazlatma yaptıranlar, aldıkları sonuçlardan fazlasıyla memnun bir şekilde kliniğimizden ayrılmaktadır. Kalıcı diş beyazlatma konusunda uzman diş hekimi kadromuz ile birlikte yalnızca profesyonel ve kaliteli hizmet vermeyi amaçlayan güvenli ve konforlu kliniğimiz, bembeyaz bir gülüş hayal edenlerin bir numaralı adresi olmaktadır. Eğer siz de diş beyazlatma yaptırmak ve diş beyazlatma fiyatları hakkında detaylı bilgi almak istiyorsanız, kliniğimiz ile irtibata geçebilir ve bir an önce randevu alabilirsiniz. Diş beyazlatma prosedürlerine dair detaylı bilgileri size sunacak olan uzman hekimlerimiz, diş yapınıza, yaşınıza, cinsiyetinize ve genetik faktörlerinize en uygun diş beyazlatma tekniğini belirleyip, kısa bir süre içerisinde kusursuz bir gülümsemeye sahip olmanızı sağlayacaklardır.

İmplant Diş (Diş İmplantı) Tedavisi

Eksik ya da bozuk dişler, pek çok kişi için sıkıntı dolu bir süreç anlamına gelebiliyor. Gülümsemenizdeki boşluklar yalnızca nasıl hissettiğinizi ve nasıl göründüğünüzü etkilemekle kalmaz, aynı zamanda ağız ve diş sağlığınızın geneline olumsuz etki edebilir. Eğer siz de eksik diş probleminden şikayetçiyseniz, bu konuda alabileceğiniz çeşitli tedavi yöntemleri var. Bunların en popüleri ve en çok tavsiye edileni ise implant tedavisidir. Diş implantı olarak da tanımlanan bu tedavi yöntemi, eksik olan dişin boşluğunu doldurma konusunda en kalıcı yöntemdir.

İmplant Nedir, İmplant Tedavisi Avantajları Nelerdir?

İmplant, diş eti hattınızın altına yerleştirilen dental bir aparattır. Bu aparat takıldıktan sonra belirli bir zaman dilimi içerisinde çeneniz ile kaynaşarak implant uzmanının, yapay bir dişte ya da yapay bir diş köprüsünde, “kök” görevi görecek metal bir direk yerleştirmesine ön ayak olur. İmplant diş, söz konusu eksik diş boşluğunu tamamlamak olduğu zaman protez ve takma dişlere alternatif olarak en yaygın gerçekleştirilen tedavi olarak kabul görmektedir.

Az önce de değinmiş olduğumuz gibi diş implantı, doğrudan çene kemiğinize yerleştirilir, bu da size tam fonksiyonlu, kalıcı ve sağlam bir dişe sahip olma imkanı verir. Diş implantları bu yüzden eksik diş tedavisinde kalıcı ve uzun soluklu çözümler sunabilen araçlardır.

İmplant tedavisinin faydalarına bakacak olursak her şeyden önce belirtmek gerekir ki implant uygulaması, insanlara hem kozmetik hem fonksiyonellik açısından büyük avantajlar sağlamaktadır. Pek çok kişi, takma dişlerini yerleştirmek, çıkartmak ve temizlemek ile uğraşmak yerine, günlerini implant diş uygulamasının sağladığı konfor ile geçirmeyi tercih etmekte.

İmplant yaptıranların bu tedavi yöntemini tercih etmesinin bir diğer sebebi de diledikleri tüm yiyecekleri tadabilme olanağına sahip olmak istemeleri. Geleneksel takma dişler, özellikle yapışkan ve sert olan yiyecekleri tüketme konusunda zorluk oluşturma potansiyeline sahipken implantlar doğal diş görevi görerek yemek yemeyi tekrar rahat ve keyifli hale getirmektedir.

İmplantların bakımı ve temizliği de oldukça kolay ve zahmetsizdir. Düzenli olarak dişlerinizi fırçaladığınız ve diş ipi kullandığınız takdirde implantlarınızı temizlemek için başka herhangi bir işlem yapmanıza gerek kalmaz. Bu size zaman kazandırmakla kalmaz, aynı zamanda diş bakımını keyifli ve eğlenceli bir aktivite yapar.

Ağız içinde hareket eden ve kendini daima hissettiren protez dişler ile kıyaslandığında implantlar, ağız içinde çok daha konforlu bir konumlandırmaya sahiplerdir. Bu sayede ağzınızın içinde kendi dişlerinizmiş gibi hissettirecek ve tedavi, profesyonel bir implant doktoru tarafından gerçekleştirildiği takdirde prosedürden sonra implant yaptırmış olduğunuzu bile fark etmeyeceksiniz.

İmplant kullanımının kişiye özgüven konusunda da büyük katkı sağladığı bir gerçek. Takma dişler, dişlerin size ait olmadığını karşı tarafa hissettirebilirken implantlar doğal diş yapınız ile uyum sağlayarak kendilerini fark ettirmezler, bu sayede size çok daha özgüvenli bir şekilde gülümseyebilme fırsatı tanırlar.

Konuşurken takma dişlerin çıkması ya da yerinden oynaması konusunda endişelenmemek, çene kemiğinize ekstra bir güç kazandırmak ve genel olarak daha sağlıklı bir ağız yapısına sahip olmak, implant cerrahisinin sağladığı diğer avantajlar arasında.

Diş İmplantı Tedavisinde Ne Tür Malzemeler Kullanılır?

İmplant ameliyatı yaptırma kararı almadan önce hastaların en çok merak ettiği sorulardan bir tanesi de işlem sırasında ne tür malzeme ve maddelerin kullanıldığıdır. İmplantın kendisi, genellikle titanyumdan yapılmaktadır. İmplantlar için kullanılan standart metal olarak süregelen titanyum, en başarılı sonuçları doğuran implant malzemesi olarak kabul görmüştür. Yeni dişi yerinde tutan destek direği de çoğunlukla titanyumdan yapılır, ancak bazı diş hekimleri çene ve kemik yapısının durumuna göre seramik taban kullanmayı da tercih edebilmektedir.

İmplant vidasının üzerine yerleştirilecek olan yeni vidalı diş (kuron) ise duruma göre farklı malzemelerden üretilebilir. Ağzın ön tarafına yerleştirilecek olan implantlar için çoğunlukla seramik ya da porselen malzeme tercih edilir, ne de olsa bu materyaller en doğal görünümü sağlayan materyallerdir ve aynı zamanda kendi dişlerinizin doğal rengine uyumlu olacak şekilde renklendirilebilirler. Bazı durumlarda kolay görünür olmayan azı dişleri için hekiminiz metal bir kuron tercih edebilir. Metal, elbette seramik ve porselene göre daha sert olduğu için daha dayanıklıdır ve bazı özel durumlarda kullanımı uygun görülebilir.

Söz konusu implant çeşitleri olduğunda ise iki farklı implant modeli ile karşılaşmak mümkündür. İmplantasyon esnasında kullanılan materyal titanyum olurken, implantasyonun gerektiği lokasyon, prosedürün nasıl gerçekleşeceğini belirleyecek olan unsurdur.

  1. Kemik zarı içi implantlar (Endosteal):Kemik içi implant olarak da bilinen bu yöntem, implant tedavisinde en sık başvurulan yöntem olarak bilinir. Aksi gerekmedikçe diş hekiminiz bu yöntemi kullanmayı tercih edecektir. Edosteal implant, implantın doğrudan çene kemiğinize entegre edilmesi anlamına gelir. Çene kemiğinize ufak bir delik açılır ve implant, maksimum destek sağlamak için doğrudan kemiğe yerleştirilir.
  2. Kemik dışzarı altı implantlar (Subperiosteal):Eğer çene kemiğiniz implantı barındıramayacak durumda ise, yani ya fazla sığ ya da yeterince güçlü değilse, implantın kemiğin üstüne yerleştirilmesi gerekebilir. Bu implant tipi her ne kadar köprü ya da protezden daha iyi olsa da, endosteal implantta olduğu kadar güçlü bir destek sağlamayabilir. Elbette hangi tipte implantın sizin için daha uygun olduğuna diş hekiminiz karar verecektir.

İmplant Tedavisi Nasıl Yapılır?

İmplant tedavisinin nasıl yapıldığına değinmeden önce kimlerin implant uygulaması için uygun olduğundan bahsetmek gerekir. Eğer diş etleriniz sağlıklıysa ve bir implantı barındırabilecek kuvvette çene kemiğine sahipseniz, implant tedavisi için uygun bir adaysınız demektir. Bununla birlikte çene kemiğinizin yetersiz kaldığı durumlarda tedavi öncesi çene güçlendirme çalışmalarının yapılması da mümkündür. Diyabet ya da lösemi gibi kronik hastalıkların implant tedavisi sonrası iyileşme sürecini bir miktar zorlaştırdığını da belirtmekte fayda vardır. Bununla birlikte yapılan araştırmalar, implant tedavisi sonrası aşırı derecede sigara kullanımının implantı kaybetme riskini ikiye katladığını da göstermektedir.

İmplant tedavisi nasıl yapılır sorusunun cevabını geldiğimizde sürecin birkaç aşamadan oluştuğunu görmekteyiz. İmplant ameliyatı esnasında ilk olarak implantın çene kemiğine yerleştirilme aşaması gelir. Lokal anestezinin etkisini göstermesinin akabinde diş hekiminiz, çene kemiğinizin uygun yerine özel bir frez kullanarak ufak bir delik açar. İmplantı yerleştirdiği bu delik, bir miktar şişmeye ve ağrıya yol açabilir, ancak hekiminiz mutlaka bu ağrı ile baş edebilmeniz için size ağrı kesici tavsiyesinde bulunacaktır. İyileşme süreci boyunca ılık çorbalardan ve yumuşak, oda sıcaklığında yiyeceklerden oluşan bir beslenme rejimi takip etmeniz önerilir.

İmplant tedavisinin ikinci aşaması ise implantın üzerine kuronun, yani yapay dişin yerleştirilmesinden meydana gelir. Diş hekiminiz, bu işlemi gerçekleştirmek için 2-6 ay arası bir süre geçmesini bekleyecektir. Bu süre zarfında implantınız ve çene kemiğiniz birbiri ile harmanlanacak ve tek parça haline gelecektir. Bu 2-6 aylık süre zarfında geçici bir kuron kullanmanız gerekebilir; böylelikle rahatlıkla çiğneyebilir ve konuşabilirsiniz. Osseointegrasyon denen bu harmanlanma sürecinde implantınız, diş eti dokusu ile kaplanacaktır. Bu aşama, belki de implant tedavisi sürecinin en önemli ve kritik aşaması olarak bilinir; zira bu harmanlanma süreci, implant tedavinizin uzun vadede size sorun teşkil edip etmeyeceğini belirleyen önemli bir aşamadır. İmplant yapılan yerde enfeksiyon oluşması, implantlı kemiğin darbe ve travma alması, eksik ya da yanlış diş bakımı sonucu implantlı dişte oluşabilecek ağrı veya apseler, osseointegrasyon sürecinin başarısız olmasına sebep olabilir. Bu süreci mümkün olduğunca pürüzsüz atlatabilmek için hem hastaya hem diş hekimine farklı sorumluluklar düşmektedir. Hasta, implant yerleştirilmiş dişine özenle bakmakla yükümlüyken hekim, en kaliteli malzemeleri kullanarak, steril bir ortamda, doğru ve tam ekipman ile çalışmalı ve profesyonel hizmet vermelidir. 2-6 aylık zaman zarfı tamamlandıktan sonra sıra, implant tedavisinin son aşamasına gelecektir.

İmplant tedavisinin son aşamasında mplant doktorunuz, kalıcı kuronu yerleştirmeden önce bu diş eti dokusunu temizleyecek, ardından da üzerine diş eti şekillendirici bir iyileşme başlığı takacaktır. Bu iyileşme başlığı, gerçek dişlerinizde olduğu gibi protez dişin sanki diş etinin içinden geliyormuş gibi doğal görünmesini sağlayacaktır. İmplantın üzerindeki dişeti minimal düzeyde kesilerek iyileşme başlığı bu implantın üzerine vidalanır, arından da dişetinin şekillenmesi için 4-10 gün kadar bir süre beklemek gerekir. Bu süre tamamlandıktan sonra başlık çıkartılır ve dişlerin ölçüsü alınmaya başlanır. Bu süreç de ortalama olarak 1 hafta kadar almaktadır. Sürecin tamamlanmasının ardından diş ya da dişler, tek tek ilgili yerlere yerleştirilerek implant uygulaması sona ermiş olur.

İmplant Cerrahisi Sonrası Diş Bakımı Nasıl Olmalıdır?

Daha önce de vurguladığımız gibi implant tedavisi, lokal anestezi altında yapılır. Başka bir deyişle tedavi esnasında herhangi bir şey hissetmez ve algılamazsınız. İşlem sonrasında oluşabilecek herhangi bir acı ve ağrı için ağrı kesici almanız önerilir. Bununla birlikte cerrahi işlemi uygulayan diş hekiminiz, evde ne tür bir bakım uygulamanız gerektiğini size halihazırda söyleyecek ve gerekli talimatları verecektir.

İster tek diş implantı ister çoklu diş implantı tedavisi almış olun; implantlarınız takıldıktan sonra kendi gerçek dişlerinize nasıl bakım yapıyorsanız, aynı şekilde bakım yapmaya devam etmeniz gerekmektedir. Günde iki kez dişlerinizi fırçalamalı, düzenli olarak diş ipi kullanmalı ve genel ağız ve diş bakımınızı asla aksatmamalısınız. İmplantlarınızda beklenmedik herhangi bir ağrı, acı, batma, sızı ya da oynama gibi belirtiler ile karşılaştığınız anda diş hekiminiz ile bir muayene randevusu almanız elzemdir.

Eğer siz de implant tedavisi hakkında detaylı bilgi almak, implant fiyatlarını öğrenmek ve profesyonel diş hekimlerimizle konu ile ilgili görüşmek istiyorsanız kliniğimizden kolaylıkla bir randevu alabilirsiniz.

Ortodonti (Diş Teli) Tedavisi

Uyumsuz, yamuk ve çapraşık dişlerin uyum ilişkisini teşhis ve tedavi eden bir uzmanlık dalı olan ortodonti, söz konusu diş teli tedavisi olduğu zaman başvurulan bir diş hekimliği branşıdır. Ortodonti tedavileri, pek çok farklı ortodontik soruna hitap edebilmekle birlikte hastaya hem sağlıklı, hem estetik görünümlü dişler kazandırmayı amaçlar. Ortodonti tedavi yöntemleri, diş teli tedavisi fiyatları ve ortodonti süreçlerine dair bilmeniz gereken her şey burada.

Ortodonti Tedavisi Nedir?

Ortodonti, çarpık ve uyumsuz dişlerin birbiri ile uyum sağlamasını sağlayan bir diş hekimliği alt branşı olarak karşımıza çıkar. Ortodonti tedavisi gerektiren diş çapraşıklığı durumları, başta ağız kapanış bozukluğu olmak üzere pek çok farklı diş problemine yol açabilir. Bu tip bir diş dizilimi bozukluğu söz konusu olduğu zaman hasta hem fiziksel, hem manevi olarak olumsuz etki görebilmektedir. Bir yandan ısırma, çiğneme ve konuşma gibi temel aktivitelerde zorlanabilen hastalar, aynı zamanda fiziksel görüntü kaygısına da düşerek dişlerinin yeterince estetik olmadığına dair endişe duyabiliyor ve özgüven konusunda sıkıntı yaşayabiliyorlar. Bu nedenledir ki kök problem her ne olursa olsun; hastanın pek çok açıdan kendini iyileştirebilmesi ve geliştirebilmesi için ortodonti tedavisi alması elzem hale gelmektedir.

Ortodonti tedavi yöntemlerini yazımızın ilerleyen kısımlarında detaylı bir şekilde ele alacağız, ancak ilk etapta ortodonti tedavileri vesilesi ile başa çıkılabilecek ağız ve diş problemlerine yakından bakmakta fayda vardır:

Dişler arasındaki derin boşlukları kapatma

Yamuk dişleri düzeltme

Diş uçlarını hizalama

Konuşma ve çiğneme yetilerini iyileştirme

Diş ve diş etlerinin sağlığına uzun vadede katkıda bulunma

Üst çene ya da alt çene kapanış bozukluklarını onarma

Oral fonksiyonları iyileştirme

Diş ve çene arasındaki uyumsuzluğu giderme

Elbette ortodonti tedavilerinin kapsamı yalnızca bu prosedürler ile sınırlı değil, ancak bir ortodontistin kariyeri boyunca sıklıkla bu işlemler ile karşılaştığını söylemek mümkün. Buna ek olarak bu sorunlara çözüm bulabilmek adına ortodonti uzmanı, pek çok farklı dental araç ve cihaz kullanımına başvurabilmektedir. Şimdi sıra, bu araç ve cihazlara yakından bakmakta.

Ortodonti Tedavisinde Kullanılan Yöntemler Nelerdir?

Ortodonti tedavisi gerçekleştirilirken kullanılan cihaz ve araç-gereçleri iki ana grupta bir araya getirmek mümkün: Sabit ve çıkartılabilir. Sabit ortodonti uygulamaları diş telleri ve özel sabit aparatlar olarak bilinirken çıkarılabilir ortodonti aygıtları daha çok aligner gibi, çene, dudak ya da yanaklarda meydana gelebilecek bozuklukları düzeltmeye yönelik üretilen farklı cihazlardan oluşmaktadır.

  1. Diş Telleri

Eğer diş teli tedavisi almayı planlıyorsanız, herhangi bir tedavi yöntemini tercih etmeden önce farklı diş teli tedavi çözümleri hakkında bilgi toplamanızda fayda vardır. İşte en yaygın olarak tercih edilen diş teli tedavi yöntemleri:

Metal diş teli:Diş teli dendiğinde akla ilk gelen geleneksel yöntem olan metal diş telleri, paslanmaz çelik braketler halinde üretilir ve uzun süreli kullanım sonunda dişleri istenen pozisyona getirme konusunda hastaya destek sağlar. Her ne kadar eskiden metal diş telleri, çapraşık diş sorununu düzeltmenin tek yöntemi olsa da şimdilerde ortodonti branşının gelişmesi ile birlikte çok daha estetik çözümler ortaya çıkmaya başladı demek mümkündür.

Artılar: Bütçe dostu bir yöntemdir. Eksiler: En görünür ortodonti tedavi yöntemidir.

Porselen diş teli:Bu tür diş telleri ebat ve şekil bakımından metal diş tellerini andırmakta, ancak onlardan farklı olarak da metal çerçeveler yerine dişlerin doğal rengini andıran bir porselen maddeden üretilmektedir. Metal diş telleri ile kıyasla nispeten daha estetik bir çözüm sunan porselen diş teli uygulamaları, tercihe göre dişlerin doğal renginden oluşan metal teller eşliğinde bile tasarlanabilmektedir.

Artılar: Metal diş tellerine oranla daha az görünürdür ve Invisalign yönteme kıyasla dişleri daha hızlı hizalayabilir. Eksiler: Bakımı düzgün yapılmadığında iz bırakabilir.

Lingual teller:“Ağız içi” olarak tabir edebileceğimiz lingual kavramı, diş tellerinin dişlerin dış yüzeyinden ziyade iç yüzeyine yerleştirilmesi üzerine oluşan bir tanımdır. Lingual teller, geleneksel metal ya da seramik tellerin aksine dişlerin arka yüzeyine yerleştirilerek doğrudan gözükmezler. Yine metal braketler halinde tasarlanan lingual diş telleri, estetik diş teli uygulamaları dendiğinde akla gelen ilk yöntemlerdendir.

Artılar: Dışarıdan görünmez. Eksiler: Temizlemesi zordur, yerleştirme işlemi diğer ortodontik işlemlere göre daha uzun sürebilir.

Invisalign diş telleri:Şeffaf diş teli ya da şeffaf aparey olarak da bilinen bu diş telleri, ortodonti dünyasının en modern ve en popüler diş teli uygulaması tekniği olarak bilinir. Invisalign tedavi yönteminin hastaya sağladığı en büyük avantaj, görünmez diş teli eşliğinde hiçbir estetik kaygı oluşturmamasıdır. BPA’sız, sağlıklı plastikten üretilen şeffaf plaklar, seri halinde hastaya temin edilir ve hastanın belirli aralıklarla bu plakları yenilemesi istenir. Genellikle 2 haftada bir yenilenmesi gereken bu şeffaf plaklar, incognito ortodonti tedavisi kapsamında kusursuz sonuç elde edilmesine yardımcı olmaktadır.

Artılar: Tamamen görünmez olmasıyla birlikte çıkartılabilir olduğundan dolayı hastanın yemek yeme ve içme faaliyetlerini hiçbir şekilde kısıtlamaz. Eksiler: Ciddi dental sorunlarda işe yaramaz. Kolaylıkla kaybedilebilir ve yenisini temin etmek maliyetli olabilir. Bu yöntem, çocuklarda kullanılamaz.

Bu diş teli çözümlerinin yanı sıra nikel-titanyum bazlı braketler veya bakır-titanyum temelli teller de tercih edilebilmektedir. Bu tip metaller, standart olarak diş tellerinde kullanılan paslanmaz çeliğe oranla daha dayanıklı olarak bilinir ve bozulma, çıkma gibi riskleri pek fazla taşımaz. Bununla birlikte bazı ortodontistler metal diş telleri yerine lastik bantlı diş tellerini de tavsiye edebilmektedir. Söz konusu ortodonti tedavisi seçimi olduğunda hangi yöntemin hasta için en uygun olacağına, ancak ve ancak hasta muayeneye geldikten ve sorun net bir şekilde tespit edildikten sonra karar verilebilir.

  1. Sabit Yer Tutucular (Fixed Space Maintainer)

Çoğunlukla çocuklarda kullanılan bu yöntem, süt dişlerinin kaybedildiği dönemlerde devreye girebilmektedir. Süt dişi çıktığı zaman yerine yerleştirilen yer tutucu, boşluğun her iki yanındaki dişlerin o boşluğa doğru ilerlemesini engelleyerek kalıcı dişin çıkmasına yardımcı olur. Boşluğun yanında duran bir dişe bant yerleştirilirken diğer dişe de banttan uzanan bir tel konumlandırılır. Başka bir deyişle bu apareyler, çocuğun kalıcı dişi çıkana kadar tabiri caizse ona “yer tutar”. Sabit olabildikleri gibi bu yer tutucular çıkartılabilir ve hareketli apareyler olarak da tasarlanabilir.

  1. Aligner

Diş tellerinin farklı bir alternatifi olarak karşımıza çıkan aligner’lar, daha çok yetişkinlerde kullanılan bir ortodonti yöntemi olarak bilinir. Diş fırçalamak, diş ipi kullanmak ve yemek yemek gibi temel aktivitelerin gerçekleştirilmesi için çıkartılabilir olan bu apareyler, 2-3 hafta kullanıldıktan sonra daha sıkısı ile değiştirilir. Aligner’lar da dışarıdan belli olmayan, görünmez ortodonti tedavisi çözümlerindendir.

  1. Ağız Dışı Apareyler (Headgear)

Ağız dışı apareyler, özellikle çene anormalliklerinde kullanımına başvurulan apareyler olarak bilinirler. Ortodonti tedavisinde büyük kuvvetlerin uygulanması ihtiyacı doğduğunda bu ağız dışı apareylere başvurulabilmektedir. Ağız dışı apareyler, kafadan, enseden ve alından olmak üzere kişinin üç farklı yerinden destek alarak çalışırlar. Özellikle büyümenin hızlı gerçekleştiği 12-16 yaş arası çocuklarda sıklıkla tercih edilen ağız dışı apareyler, çene şeklini yönlendirmek üzere kullanılır. Bu yaş aralığından daha küçük yaşlarda da kullanılabilen ağız dışı ortodonti apareyleri ve ortodontik maskeler, gelişimin aktif olduğu dönemlerde kullanıldığında çok daha etkili sonuçlara yol açarlar. Ağız dışı apareylerin kullanım süresi, apareyin türüne ve işlevine göre farklılık gösterebilir; ancak ortalama olarak günde 16-18 saatlik bir kullanım, tedavinin performansını olumlu şekilde etkileyecektir. Alt üst diş kavislerinin anormalitesinde, dengesiz yüz ve çene yapısında, çiğneme ve konuşma bozukluklarında, önde konumlandırılmış diş yapısında, diş kayıplarında ve yanlış yerde konumlanmış dişlerde kullanılan ağız dışı apareyler, çene aparatı, enselik, yüz maskesi ve çenelik olmak üzere farklı formlarda tasarlanabilmektedir.

Ortodonti Uzmanına Kimler Başvurabilir?

Eğer kişinin doğumundan itibaren gelişimi boyunca dişleri ve çenesi düzgün bir şekilde gelişmezse, diş dizilimi bozukluğunun ortaya çıkma ihtimali oldukça yüksektir. Bu bozukluğun sonucunda dişler yamuk ve hizasız olmakla birlikte üst ve alt çenedeki dişler birbiri ile uyuşmayabilir. Eğer siz de aşağıdaki sorunlardan herhangi biri ile karşı karşıya kalıyorsanız, ortodonti polikliniğimizi ziyaret etmenizi tavsiye ederiz:

Dişlerin öne doğru çıkması:Bu durum tedavi edildiğinde kişinin fiziksel görünümünde iyileşme gözlemlenir ve spor esnasında meydana gelebilecek kazalara karşı kişiye korur.

Dişlerde kalabalıklaşma:Dar bir çene yapısı söz konusu olduğunda tüm dişlere yetecek kadar bir alan olmayabilir. Bu gibi durumlarda ortodonti uzmanı, diğer dişlere yer açmak için bir ya da birkaç dişi çekmek isteyebilir.

Asimetrik diş yapısı:Özellikle ağız kapalı iken üst ve alt diş dizilimi birbiri ile uyuşmadığında ortaya ortodontik tedavi gerektiren bir durum çıkar.

Derin kapanış(Deep bite): Dişler sıkıldığı zaman üst kısım, alt kısmın fazlasıyla üstüne gelmektedir (ya da tam tersi).

Açık kapanış(Open bite): Ağız kapandığı zaman üst dişler ile alt dişler arasında bariz bir boşluk oluşur.

Dişler arasında boşluk oluşumu:Kalabalıklaşmanın tam aksi olan bu ortodontik durumda dişlerin ağza az gelmesinden dolayı dişler arasında bariz boşluklar vardır.

Eğer siz de herhangi bir kapanış bozukluğu ya da diş dizilimi bozukluğundan dolayı en iyi ortodonti uzmanlarının elinde tedavi görmek istiyorsanız, muayenemiz ile iletişime geçebilir ve en kısa sürede kusursuz bir gülüşe sahip olabilirsiniz.

Estetik Diş Hekimliği

Kusursuz bir gülüş, bembeyaz dişler, sağlıklı ve düzgün bir ağız… Söz konusu dişlerde estetik olduğu zaman tüm bunlara ve çok daha fazlasına sahip olmanız mümkün. Estetik diş hekimliği, diş beyazlatmadan gülüş tasarımına, implant tedavisinden protez dişlere kadar pek çok farklı estetik diş çözümünü sunmasıyla bilinir. Estetik diş hekimliği yöntemleri, diş estetiği fiyatları ve dişlerde estetik ile ilgili bilmeniz gereken her şeyi burada sizin için derledik.

Estetik Diş Hekimliği Nedir?

Estetik diş hekimliği, dişlerinizdeki sağlık sorunlarından çok estetik problemleri çözmeye yönelik olan bir dişçilik alanı olarak karşımıza çıkar. En basit hali ile estetik diş hekimliği esnasında gerçekleştirilen çözümlerin büyük bir kısmı, aslında tıbbi açıdan elzem işlemler değildir. Bununla birlikte estetik diş hekimliği kapsamında olup da hem hastanın estetik görünümünü, hem sağlığını olumlu anlamda etkileyebilen prosedürler de yok değildir. Estetik diş hekimliği çerçevesinde sağlayan çözümler, her şeyden önce kişinin kendine olan özgüvenini iyileştirmek olmak üzere pek çok açıdan avantaj sağlar. Daha az diş gıcırdatması ve diş temizliğinin daha kolay sağlanması gibi bonus etkilere de vesile olması mümkün.

Estetik Diş Hekimliğinin Avantajları Nelerdir?

Estetik diş hekimliğinin özellikle genel diş hekimliği ile kıyasla sunduğu pek çok avantaj vardır. Diş temizliği, dolgu, kanal tedavisi ve diş çekimi gibi tıbbi dental sorunlar ile ilgilenen genel diş hekimliği ile estetik diş hekimliği arasındaki en temel fark, estetik diş hekimliğinin pozitif kozmetik çözümler sunarak hastaya ekstradan avantaj sağlıyor olmasıdır.

Estetik diş hekimliğinde özellikle son yıllarda yapılan geliştirme ve iyileştirmeler, bir yandan prosedürleri daha hızlı hale getirirken diğer yandan da tedavilerin acısız ve ağrısız bir şekilde tamamlanmasını sağlıyor. Örneğin lazer destekli diş beyazlatma ve diş eti estetiği gibi prosedürler, tamamen ağrısız bir şekilde gerçekleştirilebiliyor. Daha karmaşık olan implant gibi tedaviler için ise etkili ve zararsız uyuşturma yöntemleri sunularak tedavi sonrası hastanın minimum ağrı ve maksimum memnuniyet ile ayrılması amaçlıyor. Estetik diş hekimliği alanındaki pozitif teknolojik geliştirmeler ve modernizasyonlar, asgari düzeyde ağrı ile kusursuz bir gülüşe sahip olmayı mümkün kılıyor.

Peki, insanlar neden ağız ve diş sağlıklarını doğrudan etkilemeyen estetik diş çözümlerine başvuruyorlar? Bu sorunun çok geçerli bir cevabı var: Yaşam kalitesi. Kariyerinizi belirleyebilecek o önemli toplantı, arkadaşlarınızla geçireceğiniz o eğlenceli akşam ya da hayatınızın aşkını bulabileceğiniz o randevu… Hepsinin istediğiniz yönde ilerlemesini sağlamak için kusursuz bir gülüş, bazen yeter de artar bile. Yapılan bilimsel araştırmalara göre gülümsediğiniz anda hissettiğiniz özgüveniniz, yaşam kalitenizi artırmakla kalmıyor, aynı zamanda o an içinde bulunduğunuz durumu sizin için daha kolay ve rahat hale getiriyor. Dişin sarı renkte olması, dişlerinizin yamuk durması ya da iki dişiniz arasındaki o ufak boşluktan dolayı gülümsemekten çekinmediğiniz zaman hayat daha keyifli bir hale gelebiliyor. Başka bir deyişle diş estetiği tedavi yöntemleri, kişiye en az fiziksel olduğu kadar ruhani ve manevi değer de katıyor.

Estetik Diş Çözümleri Nelerdir?

Söz konusu estetik diş çözümleri olduğu zaman pek çok farklı diş estetiği sorununa çeşitli yöntem ve tekniklerle yaklaşmak mümkün oluyor. Şimdi gelin, muayenemizdeki estetik diş hekimi ile sözleşerek alabileceğiniz estetik diş çözümlerine yakından bakalım.

  1. Diş Beyazlatma

Elbette diş estetiği dendiğinde akla gelen ilk işlem, diş beyazlatma olmaktadır. Dişlerin üzerindeki leke ve renk bozukluklarını ortadan kaldıran, aynı zamanda dişleri birkaç ton daha açık bir renge kavuşturan diş beyazlatma prosedürleri, gerçekleştiği andan itibaren gözle görünür bir etki yarattığı için en popüler diş estetiği tekniği olarak tanımlanabilir.

Diş estetiği kliniklerinin farklı koşullarda başvurabildikleri farklı diş beyazlatma yöntemleri bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi, ev tipi diş beyazlatmadır. İsminden de anlaşılabileceği gibi ev tipi diş beyazlatmada, beyazlatma işleminin büyük bir kısmı hasta evinde gerçekleştirilmektedir. Hastaya diş hekimi tarafından verilen beyazlatıcı jel, yine ona özel ağız ölçülerinde hazırlanan beyazlatma plakları yardımı ile kullanılarak yaklaşık 10-15 gün içerisinde etkisini tamamen göstermiş olur. Ofis tipi diş beyazlatma ya da daha yaygın adı ile lazerli diş beyazlatma işlemi ise dişçi muayenesi ortamında, çok daha kısa bir sürede gerçekleşen beyazlatma işlemidir. Bahsi geçen bu beyazlatıcı jel, lazer yardımı ile dişlere yedirilerek çok daha kısa bir sürede beyazlatma etkisi göstermesi beklenir. Bu prosedürün toplam süresi 1-1,5 saat gibi kısa bir zaman dilimine denk gelmektedir. Kanal tedavisi esnasında estetiği bozulan dişlere yönelik tek diş beyazlatma yöntemi ve hem ev, hem ofis tipi beyazlatmayı bir araya getiren kombine diş beyazlatma yöntemi de diğer diğer beyazlatma çeşitleri arasında yer almaktadır.

  1. Ortodonti İşlemleri

Eğer diş çapraşıklığı ya da diş yamukluğu gibi şikayetleriniz varsa elbette size ortodonti tedavisi kapsamında genel bir diş hekimi yardımcı olabilir. Söz konusu estetik ortodonti tedavisi olduğu zaman ise devreye telsiz ortodonti prosedürleri girer. Bir yandan dişlerdeki çapraşıklığı ve yamukluğu gidermeyi amaçlayan bu tedavi, diğer yandan en büyük dezavantajı, sağladığı estetik yoksunu görüntü olan metal telleri ortadan kaldırmasıyla öne çıkar. Invisalign ya da şeffaf plak tedavileri aracılığıyla yürütülen bu işlemlerde teller gözükmez, böylece tedavi boyunca hastanın fiziksel görünümü zarar görmez.

  1. Bonding

Aralıklı ya da üzerinde kırık bulunan dişlerde, kompozit estetik diş dolgusu eşliğinde bonding işlemi yapılır. Kelimenin tanım anlamı ile “bağ kurma” anlamına gelen bonding, tabiri caizse ayrık iki diş arasında “bağ kurmaya” yarayan bir diş estetiği yöntemidir. Bahsi geçen bu kompozit dolgu, mavi halojen ya da led bir ışık uygulandığı anda sertleşerek diş hekiminin uzmanlığı ile birlikte hasarlı bölgeyi kısa bir süre içerisinde onarabilir. Söz konusu diş, orijinal rengini alana kadar zımparalanır, düzleştirilir ve cilalanır. Bonding işlemlerinde asla atlanmaması gereken bir nokta da materyalin plastik esaslı bir dolgu malzemesi olduğudur. Başka bir deyişle kozmetik olarak fiziksel özellikleri ne kadar geliştirilmiş olursa olsun, bonding ile elde edilen sonuç, hiçbir zaman porselen dolgu kadar dirençli ve kıymetli olmayacaktır. Öte yandan bonding işlemlerinin sunduğu en büyük avantaj ise minimum düzeyde diş dokusuna ulaşarak milimetrik düzeydeki ufak alanlara bile uygulanabiliyor olmasıdır. Dişler arasındaki boşluklar, dişlerdeki kırıklar ve dolgulu tedavi sonrası daha koyu renkte kalmış dişler için bonding yöntemi, rahatlıkla uygulanabilmektedir.

  1. Yaprak Porselen

Diş hekimliği dünyasında “lamine veener” olarak bilinen yaprak porselenler, tıpkı tırnaklar üzerine takılan takma tırnaklarda olduğu gibi dişlerin ön yüzeyine yapıştırılan, ultra ince seramik kabuklar olarak karşımıza çıkar. Porselen lamine dişler, isteyen her hastaya uygulanabilir; tek şart, dişlerin yaprak porselenleri tutabilecek kadar sağlam olmasıdır. Yaprak porselenlerin kullanım olarak tercih edilmesinin sebebi, çoğunlukla dişlerdeki estetik bozuklukları kapatmak ve dişlerin fiziksel görüntüsünü iyileştirebilmektir. Kırık ya da lekeli dişler, birbiri ile eşit boyda olmayan dişler ya da diş arası boşluklar, porselen lamine diş çözümü ile düzeltilebilmektedir.

Yaprak porselen teknolojisinden önce bu sorun, ancak ve ancak kuron yöntemi ile düzeltilebilmekteydi. Lamine porselenin kuronlarla kıyasla öne çıkan avantajı, tedavi öncesinde daha az şekillendirme ve küçültme gerektirmesidir. Yaprak porselenlerin bir diğer avantajı da sigara, çay ya da kahve tüketimi gibi dişleri aşırı derecede sarartan aktivitelere karşı oldukça dayanıklı olmalarıdır. Çoğunlukla 2-3 seansta tamamlanan yaprak porselen tedavisi, elbette kişinin tedaviyi kaldırma tepkisine ve dişlerin yapısına göre farklılık gösterebilir.

  1. Gülüş Tasarımı

Bilgisayar teknolojisinin nimetlerinden yararlanarak geliştirilen bu diş estetiği yöntemi, kişinin gülüşünü ciddi oranda iyileştiren bir tedavi tekniği olarak bilinir. Dijital gülüş tasarımı olarak bilinen bu teknik sayesinde tedaviye başlamadan önceki gülüş ile tedavi bittikten sonraki gülüş arasında bariz farklılıkları anında tespit etmek mümkündür.

Tedaviye başlamadan önce hasta ile diş hekimi, bu dijital teknolojiyi kullanarak dişlerin tedaviden sonra oluşacak görüntüsü üzerinde karar kılarlar. Anlık olarak hastanın dişlerinin görüntüsünü dijital ortamda görebilen hasta ile doktor, yapılması istenen değişiklikleri ekranda yaparak tedavi sonunda nasıl bir görünüme ulaşılacağı konusunda ortak bir kanıya varabilir.

Gülüş tasarımı ile ilgili şu noktaya kesinlikle değinmekte fayda vardır: Ekrana yansıtılacak olan görüntüler, 3 boyutludan ziyade 2 boyutlu oldukları için birebir derinlik hissi verme konusunda tatmin edici olamayabilirler, bu yüzden de tedavi sonrası yansıtılacak olan tahmini görüntü, yalnızca hastaya fikir vermesi açısından oluşturulan bir görüntüdür. Daha gerçekçi bir görüntü elde etmek için diş hekiminizden dişlerinizin bir maketini yapmasını ve bu maket üzerinde akrilik madde ile canlı uygulama yapmasını talep etmeniz mümkündür.

  1. Zirkonyum Diş

Bir diğer diş estetiği çözümü olan zirkonyum diş, beyaz renkli bir metal üzerine porselen uygulaması ile yapılan bir kaplama türüdür. Bu yöntem, özellikle pürüzsüz bir görüntü sağladığı için popülerleşmiş ve değerlenmiştir. Zirkonyum ismi verilen metalin üzerine porselen kaplanmakta ve diş hekimi, onu dilediği gibi şekillendirebilmektedir. Zirkonyum kaplamanın en önemli avantajı, ışığı geçiren bir yapıda olmasıdır. Böylece doğal dişlerle birebir uyum sağlar ve doğal bir görünüm elde edilmesine vesile olur. Zirkonyum, özellikle köprü ve kaplama yapımında öncelikli tercih edilen bir metaldir. Doğal dişlerle oluşturduğu uyum sebebiyle dişlerini yaptırmak isteyenler tarafından çokça talep görmektedir. Oldukça sağlam bir metal olan zirkonyum, üzerine kaplanan porselene de yüksek dayanıklılık kazandırır. İnsan sağlığı açısından herhangi bir zararı bulunmayan zirkonyumun, diğer metallere nazaran çok daha estetik olduğu gözlemlenmektedir. CAD-CAM denen bilgisayar destekli cihazlar tarafından üretilen zirkonyum dişler, uzman elinden çıktığında sıfıra yakın hata payı ile üretilmektedir.

  1. Protez Diş

Tam diş protezleri, dişlerini kaybetmiş olan hastaların başvurduğu bir estetik diş hekimliği yöntemidir. Kaybedilen dişlerin yerine kullanılan ve çıkartılabilir olan bu cihazlar, akrilik bir taban üzerine porselenden ya da akrilikten üretilmektedir. Tam diş protezleri, isminden de anlaşılacağı gibi dişlerin tamamını kapsarken kısmi protezler, sadece kaybedilen dişlerin yerine oturacak şekilde tasarlanarak yerleştirilir. Dişlerini tamamen kaybetmiş hastaların estetik gülüşlerine yeniden kavuşabilmeleri için protez dişler, harika bir alternatiftir.

Diş protezlerinin tabanları, doğal diş eti dokusunu taklit etme amacı ile üretilen PMMA maddesinden elde edilir. Protezin üst kısmı damağı tamamen kaplarken alt protezler U şeklinde tasarlanır ve dil için yeteri kadar boşluk bırakmayı amaçlar. Hem üst, hem alt protezler, diş dokusunun üzerine yerleştirildikten sonra vakumlanarak yerine tutturulur. Bunun için diş protezi yapıştırıcı krem de kullanılabilir, böylece dişler sabitlenerek protez altına girdiğinde rahatsızlık oluşturan yiyecek artıkları da engellenmiş olur.

En iyi estetik diş hekimliği hizmetlerini almak, kliniğimizdeki diş estetiği hekimlerimize danışmak ve diş estetiği fiyatları hakkında bilgi edinmek için muayenemiz ile iletişime geçmeniz yeterli.